Tuna-Akmercan kardeşliği

Hüseyin Eren 04 Nisan 2017 Salı, 09:56

33 yıl sonra 1 gün, evvelinde 4 yıl; hatıralarla hayatın kaynaşması, zaman suların bir anda akışı, şehirlerin buluşması, dostlukların derinleşerek devam etmesi...

   Mekân, zaman, insan ve de hüzün. Kavuşma da hüzündür barındırır içinde. 4 yıl yaşadığınız şehre 33 yıl sonra gitmeniz ve orada bir gün geçirmeniz... 

   Az değişmiş şehir; Selimiye değişir mi, Eski Caminin adı eski Ululuğu ile devam ediyor, Burmalı caminin üç şerefeleri ve üç caminin yakınlığı, yakınında Kervansaray; Edirne dip diri bir Osmanlı Payitaht şehri.

   Saraçlar caddesi trafiğe kapanmış, Bedesten Çarsısı sakinleşmiş. Bedesten Çarşısının kitapçı Ahmet ve Resul ağabeyi kitap ve kültür nöbetine devam ediyorlar yerlerinde. Bir çay içimlik sohbette bir devrin serencamı aktı Bedestende; zaman saçları ağartmış, duruluk vermiş, hikmet bakışları çoğaltmış, hakikat görüşleri derinleştirmiş.

   Kitapçı olmak böyle bir şey olmalı; hadiseleri geniş daireli ve derinlikli bakmak; üzüm üzüme baka baka kararırmış! Kitap satırları insanı düşünce adamı yapar, sözü dinlenir kılar. Edirneliler Resul ağabeyi yeterince biliyor ve dinliyorlar mı acaba?

   Bursa'nın Resul Ağabeyini yakınlarda kaybettik; Cahit Çollak ağabey. Kim ne kadar biliyor ve de istifade ediyordu?

  Şehri bazen yalnız, bazen grupla beraber dolaşıyorum. Kimi zaman fotoğraf çekiyorum, çokça zaman ruhumun deklanşörüne bırakıyorum çekimi; "an" da o kadar çok kareyi çekiyor ki geçmişle bugünü yarınla buluşturuyor ve sonsuzluğa taşıyor.

   Okuduğum lisenin önünden gece geçiyorum; o da geceye bürünmüş sanki görünmek istemiyor gibiydi, yanında yurt binası keza aynı şekilde. Saygı duruşu gibi dikiliyorum önünde; hüzünler, sevinçler, dostluklar, umutlar...

Başka bir yere yeni bir okul yapılmış; o kendi yalnızlığının koynuna bürünmüş! İnsansız mekân ne ifade eder?

    Selimiye Camiinde Regaip kandilini muhteşem bir programla idrak ettik; okunan Kur'an-ı Kerimler, ilahiler, zikirler... Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez 'in etkili konuşması, Nursacan Hocanın duası... Denir ya kulaklarımızın pası silindi fazlasıyla öyleydi; hissedilir bir feyz ü bereket vardı o gecede.

   Sabahında otelden yalnız çıkıyorum, Eski Caminin yanından Burmalı Camiine gidiyorum. Zaman denizi akıyor ayaklarımın altından, suskun bir derinlikle seyrediyorum yolları, binaları; kaybettiklerimi mi arıyorum geleceğin koynunda ve hepsinin üzerinde "an" da yaşıyorum bütün bunları.

Ne kadar kalabalıkta olursa olsun insan yalnızdır. Aynı yalnızlıkla otele dönüyorken yolumu Saraçlar caddesinden geçiriyorum; tarifi zor bir hal yaşıyorum; Edirne beni unutmamış, ben Edirne'yi!

   Kahvaltı sonrası şehir turuna başlıyoruz; şehrin neresinden bakarsanız bakın Selimiye muhteşem görüntüsünü hiç kaybetmiyor. Osmanlı sanatının, medeniyet mührümüzün simgesi sanki.

    Saray içi, Kırkpınar alanı. Yağlı güreş denilince ilk akla gelen yer. Buralarda ne çok hatıra biriktirmiştim. Sembolikte olsa burada güreşmiştik, yine öyle yaptık!

Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmek için Edirne'den hareket etmezden önce Eski ( Ulu) Camide Cuma namazı kıldırıyor ve hutbeye kılıçla çıkıyor. Ogün bugündür imam hutbeye kılıçla çıkılıyor bu camide. Kıldığımız Cuma namazında bunu gördük, Hacı Bayram velinin vaaz makamını, Kâbe'den gelen Rüknü Yemani taşının bir parçasını da.

   Bursa'nı İskender Kebabı varsa Edirne'nin  Yaprak Ciğeri var. Kestane şekerinin yerine kurabiyesi, badem ezmesi aynı şekilde. Kardeş şehir ikisi, birbirinin devamı. Bursa Ulucami'yi yapan mimarın oğlu Edirne Ulu Camiini yapmış mesela.

   Cuma namazı sonrası yola koyuluyoruz iki nehir, nehirler buluştu içimizde. Edirne İmam Hatip Lisesi Akmercan Anadolu İmam Hatip Lisesi olmuş ve güzel bir bina ile geleceğin Fatihlerini, Hacı Bayram Velilerini, Mimar Sinanlarını, Itrilerini yetiştirecek inşaallah.

   Sınıf arkadaşım, kadim dostum şimdinin okul müdürü Adnan Odabaş, yardımcısı Ertuğrul Halaçlar ve diğer öğretmen arkadaşlar bizi öyle bir misafir perverlikle karşıladılar, ağırladılar ve uğurladılar ki anlatılmaz ve unutulmaz diyeceğim sadece.

   Okula; Bursa Nilüfer Tuna İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri, öğretmenleri, okula aile birliği, memur Bayram bey ve müdürü yeni dost Murat Elaldı beyle beraber ziyaret ediyoruz. Sınıfları, kütüphaneyi, labaratuvarı, mescidi, yurdu geziyor, bilgi alıyor, öğrencilerle görüşüyor, öğretmenler odasında öğretmenlerle selamlaşıyoruz...

   İki nehir birbiriyle kaynaşıyordu; mazi ile ati, Nilüfer ile Tunca, Akmercan ile Tuna İmam Hatip Okulları... Eskimeyen dostlarla, yeni kadim dostlar...

   Yeni fatihler kılıçla değil kalemle, ilimle fethecekler şehirleri, kıtaları, gönülleri. İmam Hatip Okulları bu öncü nesilleri yetiştirecek umudundayız. Bir gün önce ziyaret ettiğimiz Çanakkale Şehitlikleri bunun nasıl olunacağının ve nasıl olması gerektiğinin bir başka mektebi idi adeta.

   Osmanlı medeniyeti Avrupa'nın ortalarına kadar gitti yeni medeniyet çok daha ilerilere gidecek inşaallah.

   Umut olmasa Osmangazi o rüyayı görür müydü; umut olmasa Orhangazi Bursa'yı, umut olmasa 1. Murat Edirne'yi, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fetheder miydi?

  Nilüfer'in, Tunca'nın suları yeniden Tuna sularıyla okyanuslara akmak diliyor; zira zaman sular bunu istiyor; çölleşmiş dünyanın başka kurtuluşu var mı?

   Tuna- Akmercan kardeşliği bunun küçük bir dev adımı!