Parlayan ateş

Hüseyin Eren 27 Aralık 2016 Salı, 10:28

Düşmanlarımız her türlü hile ve fitneyi kullanırken biz de boş durmuyoruz. Dünde değiliz artık; bugün yarına yığınak yapıyoruz; varlığımız için, dirliğimiz için, varlığımızın devamı için...
Küçüğünden büyüğüne kahramanlık ve fedakârlık hislerimiz kabarıyor, yeşeriyor, kök üzerinden göğe yükseliyor. Şehit haberleri şehadet hislerimizi daha da kamçılıyor, azmimizi arttırıyor, gayretimize heyecan katıyor, vatan sevgimizi büyütüyor, millet olma büyüklüğümüzü daha da büyütüyor. 
Ölürsem şehit, yaşarsam gaziyim medeniyetinin çocuklarıyız biz. Bu hisle üç kıtada at oynatmış, onun üzerinde millete adaletle hükmetmiş, üç dini bir arada barış içinde tutmuşuz.
Şimdi yediğimiz kamçılar küller içinde kalmış medeniyet korlarımızı parlatıyor; kör düşmanların göremediği bu. Göremesinler de, görememeleri o kadar büyüsün ki kendi kazdıkları çukurlara kendileri düşsün, oyunları başlarına musallat olsun.
Evet, güçlü olmalıyız; Zihnen, kalben, fikren, ilmen, madden, manen.
Vaiz vaazında öyle diyordu; kendi silahlarımızı kendimiz üretmeliyiz, bunun için de fedakârlık gerekiyor, öyle 50 lira 100 lira ile olacak şey değil bunlar. İki dairesi olan ikincisini bağışlayacak!
Haber karelerini dolduran bir büyük haber vardı. Elinde bayrakla ailesi ile meydanlara çıkan çocuk şehit mezarlığa ziyarette kabirlerin üzerinde birikmiş karları temizliyor. Ne için yaptığını soran muhabire "şehitler üşümesin" diyor.
Küçükte böyle büyük hareket, büyüklerden beklenen büyük fedakârlık. Harçlıklarını Halep'e gönderen büyük ruhlu çocuklar...
"Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım" dedirtiyor.
İstiklal Harbi yakın kare, Çanakkale yakın kare; Kosova Savaşı, Malazgirt Meydan Muharebesi uzak kareler değil.
İstanbul'u fethetmekle çağ açıp çağ kapayan büyük millet; yeniden hisleri, fikirleri, gayretleriyle doğum arefesinde; sıkıntılar, saldırmalar bundan. Büyük doğumlar büyük sıkıntılarla olur.
Kâh fitne silahı, kâh örgüt silahı, kah doğrudan saldıran düşmanlar; bizim doğumuzun onların ölümü olduğunu bildiğinden çaresiz saldırıyor, her hileyi deniyor, her yolu başvuruyorlar.
Bilmiyorlar ki dünde değiliz, bugünü yaşıyoruz, yarından sabah kadar, bahar kadar umutluyuz.
Dün içerden ve dışardan üfleyerek ateşi söndürdüler; bugün yine içerden ve dışardan üflüyorlar fakat ateş daha da parlıyor. 
Fark bu...