Mendil atmak

Hüseyin Eren 12 Kasım 2019 Salı, 07:30

Bilmeden çok şey unutturuluyor, çok zaman sonra bir kısmını farkı ediyoruz, bilmiyoruz neyi unuttuğumuzu da; hafızasını yitirmiş bir toplum olduğumuz doğru ne yazık ki!

Unuttuğumuz iki küçük şey; mendil ve yüz kızarması!

Mendili olmayan kimse yok gibi idi, cepte bilhassa kış günleri yerini korurdu. Kumaş mendil ceketin yakasına aksesuar olarak kullanıldığı gibi kız istemenin alameti "mendil alma" adeti vardı. Vazgeçilme olduğunda da "mendil atıldı" denilirdi!

 Nerde o kumaş mendiller şimdi? Kağıda kurban gitti, kağıt ağaca, ağaç da insana!

Yine de yüzümüz kızarmadı! Önceden hata yaptıklarında büyüklerin de küçüklerin de yüzü kızarırdı, boyun öne eğilir, utanılırdı.

Toprak kızardı, gök kızardı, çevre kızardı; kirlilik kızarıklığı alarm derecesine geldi; asi insan, tağutlaşan insan yine kızarmıyor!

Mendiller dolusu ağlasa yeridir yaptıklarına, o ise sömürdükçe semirdiği dünyayı sömürmeye devam ediyor. Ne ki dünya tükenmeye gidiyor o ise doymadı; topraktan yaratılan insanı topraktan başka kim doyurur?

11 bin ilim adamı ortak açıklama yaptı; çevre kirliliği alarm derecesinde diye. Gidiş "mendil atmadan" öte "havlu atmaya"!

Kur'an insan için "zalim ve cahil" der. Kendi aleyhine çalışan zalim ve cahil değil de nedir?

Kasım ayında böyle havalar neyin habercisi? 11 bin ilim adamı boşuna dikkat çekmiyor!

Bir yanda nankörlük derecesine israf çılgınlığı, bir yanda sefalet; kağıt mendili bırakıp kumaşa geçsek bir nebze bir şey yapmış olur muyuz?

Çeşitlendirerek çoğaltsak evet oluruz! Hafızamızı zorlasak kızarıklığımızı azaltacak nice eylem buluruz vesselam.