Kudüs'ten Bursa'ya

Hüseyin Eren 12 Aralık 2017 Salı, 05:49

İçimden Kudüs geçiyor, Kudüs'ün içinden geçiyorum. Geçilecek gidilecek bir yer değil orası; bir yanımız hep Kudüs; Müslümanların ilk kıblesi, nice Peygamberlere beşiklik etmiş bir diyar nasıl terk edilir?

Yavuz aldığında Şerif ismini eklemiş ona, 1917 de elimizden çıktığından beri şerefini, izzetini arıyor o şehir!  

Çanakkale evet, geçilmez; Kudüs de vazgeçilmez.

Ne de güzel ifadelendirmiş Nuri Pakdil: " Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde tül gibi Kudüs vardır"

Ayasofya ve Mescid-i Aksa birlikte zincirleri kırılmayı bekliyor bugün. "İşaret" bu ikisi; bu bayraklar hür semada dalgalanmıyorsa medeniyet ufku kapalıdır.

 "Gökte yapılıp yere indirilen bir şehir" der onun için Karakoç ve devam eder "Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri" unvanını verir ona.

"Ve Kudüs'ü terk ettiğin o ikindi vakti/ Birinci Cihan Harbi günü vakti

Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın/ Mahşerin perdesini, kıyametin perdesini

Ağlıyor yere inen saçları/ Göğü yırtan kefen beyaz elleri"

Bugünü böyle özetliyor Sezai Karakoç:

"Ve Kudüs şehri. Yer şehri, toprak şehri. / Bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin.

Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların/ Kurşundan çiçeklerin şehri"

Düşünce semasının sönmeyecek silueti Kudüs; hürriyeti hayallerimizden kaçmayacak bir şehir. Bir Çanakkale gibi, bir Ayasofya gibi!

Ezanı kısmak, susturmak değil daha gür ve hür okunacağı gün Mescid-i Aksa'da; belki de aynı anda Ayasofya'da fethin ezanları okunacak.

Ne demişti Akif:

"Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstündebenim inlemeli"

Kudüs; İstanbul gibi, Çanakkale gibi, Bursa gibi bizim yurdumuz. İçinden geçeriz, o gelir içimizden geçer; bitmez bu geliş gidişlerle yaşar ve var oluruz. 

Not: Daha önce yayınladığım bu yazıyı hadisesinin önemine binaen tekrar yayınlıyorum. H.E.