Kırılgan akış

Hüseyin Eren 03 Aralık 2019 Salı, 06:50

Hastane bekleyişleri hayatın ağır akan akışları. Şükür ayakta beklemek yok; rahat koltuklarda sıcak ortamlarda sıra ışığın yanması bekleniyor.

Çoğu yerde olduğu gibi bekleyenler telefonları ile meşgul. Yanındaki sohbet eden, dertleşen, hasbihal eden yok değil. İnsanilik bitmiş değil henüz, bir şekilde devam ediyor.

Kimi de ilaç satma derdinde. Hasta onlar için müşteri! Bu da başka bir gerçeklik!

Hepsi hayat halleri; sağlık hastalık, keder sevinç, coşkunluk durgunluk, ümit karamsarlık, başarı başarısızlık.

Her iki nehir birlikte veya az aralıkla akıyor. Ne ondan tam kaçabiliyor ve ne de ona tam tutuna biliyorsun.

Çoğu kez yorgun yıllar, yıkık yüreklerle yürünüyor bu yolda. Yaş ilerledikçe geçen zevklerin kof olduğu görmek; günü daha anlamlı kılıyor; hastalık başka keder başka, sevinç başka geliyor!

Keder zevki ile yaşayan, musibetle beslenenler var! Bunlar üst insanlar!

Biz sıraya dönelim. Tıp ilerledi hastalık ve hasta azalmadı; teknoloji gelişti konfor arttı, stres azalmadı. İnsan aczi ve fakrında değişiklik yok; değişen aldatıcı görecelik!

Oyun oyalamaca demek bütünüyle demek doğru olmasa da bütünüyle yanlış da değil! Tehir ve ileriye öteleme günü kurtarma adına yapılıyor?

Bir bakıma her şey sıra ve nizam içinde; zamanı gelen doğuyor, zamanı gelen ölüyor; zamanı gelen hasta oluyor zamanı gelen şifa buluyor. Başarı ve başarısızlık, sevinç ve keder; bu sıralamadan hariç değil insan ömründe.

İnsan olmak gibi derdi olan çok az insan var. Makam, rütbe, zenginlik cazibesi insan olma rütbesini örtüyor!

Hastane bekleyişleri, keder durakları ister istemez düşünmeye sevk ediyor; nerede, ne ile aldanmıştık!

Düşmek düşündürüyor kısacası. Düşenin halini düşenden başkası da bilmiyor.

Hastane koridorları düşüş dayanışmaları ile dolu. Bunu görmek isteyen sağlıklı biri bu koridorları dolaşır mı? Bu koşuşturmaca yoğunluğunda fuzuli iştir onun için.

Hayat akışları değişken ve kırılgan; sabit olmayan evrende dönen ve ilerleyen bir dünyada yaşıyoruz zira.