Keşkeler cenderesi

Hüseyin Eren 31 Ocak 2017 Salı, 09:00

Kahve, kumanda, aspirin, Cüdane'ni "Ot"daki yazısı; "Keşke". Bir

Pazar seremonisi...

Kendimce klasikleşen bir Pazar programını izlerken kahve yudumlamak, bazen bu yudumlara aspirini dâhil etmek; sükûn zaman, asude devir, mahrem anlar.

Bu 11 saat sularına bu hafta Cüdane de iştirak etti; "Keşke, yaşamın hakkını veremeyişin bedeli" diyerek.

Dergi yazısına şöyle başlıyor Cündioğlu; "Yarım kalmışlık yaşamın özüdür. İtiraf çok zor ama ne yazık ki bu böyle; tüm varlığımızla yinelenemez yenilenemez bir çevrimin içindeyiz"

Kahveli program bitmiş fikrin ince tellerinde, zihnin derin kıvrımlarında yolculuk başlamıştı.

Yaşamın özü yarım kalmışlıksa, özden koptuğumuz için yarım kalmışız.

Koptuğumuz öz ne?

Diğer yarınımız nerede, aidiyet neyin nesi?

Boşlukta dönen atom ve evren, nasıl bir yarım arayışına çıkmış?

Kim bir bütünün parçası değil ki?

Evrenden bir atom çekseniz, bütün bir evren o boşlukta kaybolur.

Boşluk kabul etmez bir bütünün parçası olmak; aidiyet olsa gerek.

Bir insanı öldürmek, bütün insanları öldürmek gibi ölümcül bir işlev.

Yeryüzü sükûn boşluğunda kayıp; insaniyete aidiyet, keşkelerinde cenderelerinde kayıp.

Ekranlar kayıp mahzenler kuyusu.

Kahve ve aspirinle tedavi edilemez, kumanda ile kumanda edilemeze bir kuyu.

Uyumak ve uyutmak çare ise evet...

Oyundan ve avunmaktan başka nedir yaptığımız?

Ayartılara kanmak ve kabullenmek; korkmadığını türkü ile kapatmak korkaklığı!

Sanata sığınmak aspirin tedavisi yapar, kahve uyarıcılığı adaletsizliğe duyarlı kılar mı?

Ot gibi yaşamak...

Ot nedir, hayatta düşen bir şule değil mi?

Otun varlığı bir boşluk doldurmuyor mu?

Hakaret ve ötelemek ne derin bir boşluk?

Aspirinin boş kovanları, yutulmuş haplar kuyusu.

Kaçıncı kuyuda kaç zamandır avunmadayız, uzayıp giden keşkeler zinciri...

Şöyle bitiriyor Cüdane Cündioğlu yazısını; " O halde keşke dememek için, insan öncelikle, alışkanlıklarının büründüğü tüm biçimlere karşı yadsıma hakkını kullanması gerekir. Hangi biçimlere karşı? Devlete karşı. Halka karşı. Ama önce kendisine karşı. Bil ki ey talib, bilgeliğin kapısı, insana ancak kendini yadsıyabildiği takdirde açılır."