Kalp ve kapı açık

Hüseyin Eren 19 Temmuz 2016 Salı, 09:22

Şehreküstü şendi, Ulucami civarı canlı; canlar sokakta idi. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, akıyordu yollarda, caddelerde, sokaklarda...

 Siyasi slogan yoktu, siyaset yoktu, şuculuk buculuk yoktu, şu şahıs bu şahıs yoktu... Bayrak vardı, tekbir vardı, sala vardı, İstiklal Marşı vardı...

Tehlikede olan vatandı ve millet vatanına el koyuyordu. Son darbeyi onlar, ilk darbeyi de millet yapıyordu...

Ölüm ne idi ki? Kaç nefes ötede bir duraktı?

Ölümden korsa idi Alparslan bu yurdun kapılarını açabilir miydi? Ölümden korksa idi Murat Hüdavendigar Balkanların kapılarını açabilir miydi?

Ölümden korsa idi Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmekle çağ açıp çağ kapaya bilir miydi?

Ne işi vardı Ulubatlı Hasan'ın surun üstünde? Diktiği bayrak neyin bayrağı idi?

Ulubatlı Hasan'ın torunları Şehreküstünü şenlendirmesi, geceyi aydınlatması, karanlığı delmesi, şehri, şehirleri, ülkeyi, ülküyü, ilkeleri diriltmesi bundandı; kapıyı kapatmamak.

Şimdi uyuma vakti, uyuklama demi değildi. İki yüzyıl uyuduğumuz yeterdi.

Gece tekbirlerle aydınlanıyor, al yıldızlı bayraklar karanlığı yarıyordu.

Art arda gelen şehit haberleri; ölüm adres soruyordu; hayat nefes almaya devam ediyor; kutlu yürüyüş sürüyordu.

Burası Mao'nun Çini, Stalin'in Rusya'sı, Esad'ın Suriye'si değildi. Anadolu ayağa kalmıştı bir kere; vatanını kurtarmadan oturmazdı, oturmadı, oturmayacak da inşaallah...

Alpaslan'ın beyaz kefeni, Murat Hüdavendigar'ın duası, Fatih Sultan'ın vasiyeti, şehitlerin ruhaniyeti; çınarların dik duruşu, bayrağın celali dalgalanışı, Süleymaniye'nin aziz, Sultanahmet'in asil, Selimiye'nin asude duruşu...

Bu milletin nereden beslendiğini biliyor musun; ey kırkayaklı, kırk başlı ejderha; bazen sağdan bazen soldan, bazen önden bazen arkadan gelen bukalemun suratlı firavun bozuntusu, nemrut suratlı sürtüğü...

Kim bu kırkayaklı sürtük?

Lozan'ın gizli çekmecesinde saklı, Sevr'in görünüründe...

Suret değiştirip gelse de Anadolu insanın feraseti onları, olanları, olacakları fark etti; 27 Mayıs'a sabretti, 12 Mart'a sabretti, 12 Eylül'ü sabretti; aylardan Temmuz, günlerden 15 Cuma akşamı yeter dedi ve dediğini yaptı.

Brüksel'in, Washington'un, Tel Aviv'in kulağına kar suyu döktü!

Serinleyen Bosna oldu, Buhara oldu, Bağdat oldu, Bursa oldu... Sevinen gönül coğrafyamızda yaşayan milletler oldu...

Kapı açık ve millet yürüyor; Alpaslan'ın açtığı kapıdan, Murat Hüdavendigar'ın açtığı kapıdan, Fatih Sultan Mehmet'in açtığı kapıdan... Üzerine kilit vurmak isteyenlere çiğneyerek yürüyor, yürüyecek de...

Kökleri merhametle beslenen medeniyet kurmuş ve dünyanın sulh adası olmuşuz kaç asır boyunca; aman diyene eman vermişiz...

Sanmayın ki biz koyunuz; Çanakkale'deki Celalimiz, Kurtuluş Savaşındaki haykırışımız; bugün kırkayaklı, kırkbaşlı ejdehanın belini kırışımız... Size ders olur mu bilmem.

Bilseniz de bilmeseniz de... Anadolu ayakta, kalpler diriliyor, akıl haykırıyor, vicdanlar çağlıyor...

Sanmayın ki Ulubatlı Hasan öldü, kim şehitlere ölü der?

Kalp ve kalem kapının ardını bırakmak istemiyor; arifan milletin evlatlarına fazla söze ne hacet?