Doğuda ne değişti?

Hüseyin Eren 24 Mayıs 2016 Salı, 09:13

Bir yılda ne çok değiştik; ne çok değişim yaşadık bir yılda. Geçen yıl bu ayda Mardin ve Diyarbakır da birkaç gün kaldım. Gecede Mardin'den Midyat'a giderken mihmandarımız "Dünyanın gözü buralarda demişti." 
Çözüm süreci rahatlığı bozulmamıştı o demlerde. Şimdi sözleri daha iyi anlaşılıyor.
Gece yarısından sonra Diyarbakır sokaklarında yürüdük, taksi tutup Ulu Cami'ye sabah namazına gittik. Namaz sonrası şehir uyurken caddelerinde yürüdük, Sur'a ulaştık. Sur'da bir özel güvenlik görevlisi Diyarbakır'ın nasıl feth edildiğini anlatmıştı.
Tarihi Hasan Paşa Çarşısı'nda gelenlere tadımlık dibek kahvesi ikram ediliyordu. Ülkenin değişik yerlerinden yerli turist gruplarını gördük. Şimdi gidip aynı şeyleri yaşamak mümkün mü?
Gezi dönüşü yazdığım yazıyı takdim ediyorum sizlere. 
GÜNEY DOĞUDA DÖRT GÜN
Başlık böyle olsa da üç gün Mardin, bir gün de Diyarbakır'da geçti seyahatimiz. Seyahat demek doğrumubilmem bir sempozyum dolayısıyla gelmiştik buralara. Bu satırları yazarken Mardin kahvesini yudumladığımı söylemeliyim. Düşündüm, müziğini niye getirmemiştim. Şehrin sesi olmadan o şehirle ilgili yazı biraz eksiktir; müzik o şehrin akan şuurudur çünkü. Mardin olmasa da daha güneyden Filistin enstrümanı eşlik ediyor yazıma. Beşir Ayvazoğlu'nun hatırlatması müzik eşliğinde yazmak.
ŞEHRİ ANLAMAK
Bir şehir nasıl tanınır ve tanıtılır; benim için de bir ilk deneme bu. Hele Mardin gibi dinlerin ve dillerin kaynaştığı bir şiir şehri anlamak ve anlamlandırmak güç bir şey. Dilinden başlayalım dilerseniz; bir çocuk üç dil biliyor mesela o da en az; Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice ile dört. Bugün için bile bu diller ve dinler mozaiği; caddede yürürken cami, biraz ötede Kilise görmek mümkün. Şehrin içinde olanlara Kilise dışında olanlara Manastır deniyor. 1600 yılından beri var olan bir Manastır var Mardin'de; Deyrulzafaran Manastırı. O kadar çok ziyaret edeni var ki sıra ile gruplar halinde rehber eşliğinde alıyorlar. Girişin ücretli olduğunu söylemeliyim.
TEK CADDE
Eski Mardin'in tek caddesi var, tarihi yapılar, evler bu cadde etrafında kümelenmiş ve dik yüksekte kale. Şu an için ulaşılması güç bir yer kale. İleriki zamanlarda teleferikle çıkılması planlanıyor. Yeni Mardin aşağıda kurulmuş, kurulmaya da devam ediyor; yüksek binalar, AVM'ler, markalar... Özelliği ve güzelliği olmayan her yerde gördüğümüz sıradan manzaralar. 
İKİ DÜZLEM
Dik tepeli şehir; yüksekte kale, aşağıda taş evler ve önde Suriye'ye uzanan dümdüz Mezopotamya ovası. Tarih ve tabiat iki keskin düzlem olarak şehri kuşatmış. Eski Mardin'in yüksek ara sokaklarında çöp arabası olarak halen merkepler kullanılıyor. 
DURGUNLUK VE DİRİLİK
Dinlerin, dillerin, ırkların kaynaştığı şehrin sokaklarında gezerken durgunluk kadar dinginlik de hissediyorsunuz. Bu ağırlık ve katmanlılıktan olsa gerek anarşinin yoğun olduğu zamanlarda bile Mardin pek fazla sarsılmamış, mozaik özelliğini sürdürmüş, bilhassa Mardin'in merkezi ve Midyat ilçesi. Bu durum kahvesine de işlemiş; çok karışımlı bir kahvesi var. Ayrıca bölgeye has mırra denen acı bir kahvesi olduğunu hatırlatmalıyım. 
SICAK SELAM
Gittiğimizde ilkbahar havası olmasına rağmen sıcak bir şehir Mardin, ondan mıdır, yoksa insanların samimiyetinden midir selam vermek ve almak kolay burada. Selam iyi işleyen bir iletişim bu şehirde. 
HAYAT ÇEŞMESİ
Kasimiye Medresesinde halen akan çeşme insanın doğuş ve sonuça gidişini hatırlatıyor. Resimde görüldüğü gibi çeşmenin aktığı yer ana rahmine düşüşü, sonrasındaki bölme doğum öncesi geçirdiği evreyi, bir sonrası insan hayatını, suyun döküldüğü geniş alan da ölüm sonrası sonsuzluğu simgeliyor. Sudan içinler kadar fotoğraf çektirenlerin çokluğu akıllı telefonların ne denli hayatımıza girdiğini gösteriyor. Sanki fotoğraf çekmeye gelmişler, gelmişiz! 

Devam edecek...