Yaşamda anlam bulma

Hatice Kösecik 21 Mayıs 2020 Perşembe, 06:30

Hafta içi çok yoğun olan kişilerin bu işlerin telaşından sıyrılıp da kendi içlerindeki boşlukla karşı karşıya kaldıkları zamanı bilirsiniz. İnsanın işte tam da o zaman da kendi içindeki boşluk belirir. Aslında ne denli bomboş olduğunu,  pazar günü yapacak işi olmadığı zaman anlar. Yani kendi kendiyle kaldığı, kendi içine "merhaba" dediği zaman anlar. Yaşamlarının içerikten yoksun olduğunun farkına varan insanlar 'tatil depresyonunu' yaşar.

Tam olarak bir buçuk aydır evlerde tatil modunda, korku halinde, belirsizlik içinde virüs tehdidiyle yaşamaya çalıştık. Bir ramazan ayını sadece kendimizle yaşadık. Ve Kadir Gecesi'nde yine kendi kendimizleydik. Bir şeyler değişti mi? Tatil nevrozuna yakalandık mı? Neyin farkına vardık?

Hayatın anlamını mı kavradık yoksa minicik bir virüsün gelip de yaptığımız planları bozmasına hayret mi ettik? Düşündük mü?

Fakir zengin tanımayan, siyah beyaz ırk dinlemeyen, başbakan, cumhurbaşkanı, komutan kim? Ayırt etmeyen bir mikrop. Herkes aynı şatlarda. Herkes korkuyor.

Çalışma şartları değil, bulaşma ve öldürücü olma şartından söz ediyorum. Peki ne değişti ki?

Ve ne değişecek bundan sonra? Her gün evde, her gün tatil modunda. Beklemedeyiz...

Bir var oluşsal boşluk, yirminci yüzyılın yaygın olgusu. Ve bu boşluk kendini can sıkıntısı durumunda gösteriyor çoğu zaman. Schopenhauer; "insanlığın bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkum olduğunu söylerken bu hali kastetmiştir herhalde.

Günümüzde can sıkıntısı, bunaltıdan daha çok sorun olmaktadır. İnsanın ne yapacağını bilmemesi. Boşlukları dolduramaması. Kendiyle ilgilenememesi. ilerleyen otomasyon, çoğu kez, ortalama çalışanın boş zamanlarında büyük bir boşluk oluşturmaktadır. İşler makineleşme yoluna giderken, çalışana daha çok zaman kalıyor. Ve üzücü olan taraf da, bu insanlar  boş zamanlarında ne yapacaklarını bilemiyorlar. İşinin bittiğini düşünen emekliler ve yaş almış kişilerin yaşadığı krizleri örnek olarak verebiliriz.

Hatta bir çok intihar vakası bu varoluşsal boşluğa bağlanabilir. Depresyon, saldırganlık, uyuşturucu bağımlılığı gibi... Ve bazen maskeler ardına saklanan bir boşluk da görebiliriz. Bazen engellenen anlam istemi en ilkel güç sistemi olan para kazanmak ve daha çok kazanmak gibi olan bir istekle dengelenmeye çalışılır. Kişi içindeki boşluğu parayla güçle iktidarla doldurabilmek için daha çok hırslanır. Kendini tüketircesine çalışırken  bulur ki, düşünmesin, sorgulamasın, yaşamın anlamını kendine sormasın... Kafa yormasın hayata dair, anlama dair, insana dair...

Bazı durumlarda da içindeki boşluğu, haz istemiyle doldurmaya çalışır. Türlü saçmalıklar, cinsel sapkınlıklar ortaya çıkabilir.

Hasta doktora sonunda sorar; yaşamın anlamı nedir diye?

Bu öyle kolay kolay genel tıbbi terimlerle karşılanamaz ki. Zira yaşamın anlamı, kişiden kişiye, günden güne, saatten saate farklılıklar gösterebilir. Önemli olan, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. Herkesin yaşamında özel bir mesleği, uğruna çaba harcadığı bir misyonu, yerine getirilmesi gereken somut bir görevi de vardır. Annelik, babalık, öğretmen, doktor, mühendis, ev hanımlığı gibi. Ne onun yeri değiştirilebilir. Ne de insan yaşamı sil baştan tekrarlanabilir.

İşte tam da bu nedenle; herkesin işi de eşsizdir, bunu yürütecek özel fırsatları da kişiye özeldir.

Yaşamdaki her durum, insana meydan okur. Aynen korona gibi.

Ve çözülecek sorunları da beraberinde getirir. Her insan yaşamı tarafından sorgulanır. Ve her insan kendi yaşamı için cevap verirken aslında yaşama cevap veriyordur.

Sorumlu olarak bunu yapabilir. Yaşamanın getirdiği sorumluluk duygusu...

Tıpkı dünya ülkelerindeki ve şu anda Türkiye deki virüse verilen cevaplar gibi.

Korku, panik, ümitsizlik, ümit var olma durumu, sakin kalma hali ve tedbirli olup kurallara uymak gibi.

Her birey kendi içinde yaşadığı sorunu toplu olarak da yaşıyor şu anda. Ve bakın verilen cevaplara. Hepsi de birbirinden farklı...

Yaşamda yaşarken anlam bulabilmek de bir sanattır. Ve olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamak da, yani SEVMEK de anlam bulmanın bir başka yoludur.

Yolu sevgiden geçenlere selam olsun...