Sınav gerçeği

Dr. Hatice Kösecik 25 Haziran 2020 Perşembe, 07:30

Haziran 28!

Tarihte üniversite sınavı ve salgın hastalık birlikte anılacak. Bu yıla 2020 dedik. Dile kolay,  lakin gizli sürprizleri olan bir yılmış,  bilemedik. Hiç aklımıza gelmeyen şey,  günümüze damgasını vurdu.

Ve neredeyse tam dört ay oldu.

Okullar direk kapılarını kapattı, evdeki okul devam etti. Ve geçen hafta lise giriş sınavları yapıldı. Bu hafta da sıra üniversite sınavın da. Çünkü ertelemenin ve belirsizliğin sınırı yok. Ne zaman ne olacağını kestiremediğimiz için yola devam ama tedbiri elden bırakmadan diye bir karar alındı.

Ümidimiz vatandaşlarımızın azami gayret göstererek bu dünya hayatının zorlu sınavından alnımızın akıyla sağ salim çıkabilmek.

Korona da bir sınavdı. Ve hala soruları çok zor olan, henüz cevap kâğıdımızı veremediğimiz bir sınav. Ama bu da geçecek, biliyoruz. Öyle alıştı ki insanoğlu, elinde ağzında gözünde maske, normalleşti neredeyse bu süreçte. Bakalım nereye kadar...

Ve hal böyleyken, gerçek sınavı verememişken bizler, çocuklarımızın girdiği ve gireceği sınavlara çok bel bağlamamız ne derecede doğru sorarım size. Tüm velilere, anne baba dedelere. Çocuklarımızın üzerindeki baskıyı görebiliyor muyuz acaba? Şu son aylarda verilen yaşam savaşı bizlere bu hayatın geçiciliğini, bir virüsün gelip de kocaman insana günler içinde mekan değiştirttiğini gördük öyle değil mi? o halde neden ki bu baskı? Ne zaman unuttuk da halimizi, genç insanlara bu sınavın hayatın sonu olduğunu hissettirdik.

Geçtiğimiz yıllardı. Bir doktorun çocuğu ortaokul sınavına girer. TEOG deniyordu sanırım o zamanlar. bu evlat anneciğinin ondan istediği sonucu alamadığını düşünür de düşünür. Belki de içine kapanır, susar. Bilmiyoruz orasını. Bir evde yaşananlar mahremdir çünkü. Onlar anlatsa bile kınanmaz, hayret edilmez, nasıl olur ki denmez. Bilinmez ki, insanlar aslında sevdiklerini döve döve, acıta acıta seviyorlar. En çileli yüzlerini nazı kime geçiyorsa ona gösteriyorlar. Karşımdaki ne halde, benim sözüm, beden dilim onun canını acıtıyor mu diye düşünmeden hareket de edebiliyorlar. Neden mi? İnsan çünkü insan...

İşte bu yavrucak, hayatının anlamını henüz daha kavrayamadan sınav gerçeği ve sonuç iyi olmazsa onlara bana verdiklerinin karşılığını verememiş olurum kaygısını taşımış da taşımış. Ve sınav açıklanacağı gün, ne oldu ne düşündü hiç bilemeyeceğiz. Belki de sadece sosyal medyadan gördüklerinin etkisiyle de olabilir, banyoda bir deney yapıyor. Banyodaki kaloriferi kendi hayatına son verebilmek için aracı kılıyor. Çok basit bir düzenek kuruyor ve bornozunun kemeri ve kaloriferi amacına alet ediyor. Tabi ki evde kimse yok. Herkes işine gitmiş, ne bilsin ki anne babası küçücük kalbin kafasından bu tarz bir senaryo geçiyor? Hiç anlatmadı ki, belki de belli etmedi. Sustu ve yaptı.

Rabbim böylesi bir olayı kimseye, hiçbir anne babaya yaşatmasın. Vicdan azabı kemirir durur insanı.

Neden anlayamadım? Niye daha yakın olamadım çocuğuma? Ya da niye ona bunun dünyanın sonu olmadığını anlatamadım. Neden ondan çok şey bekledim? Beklentim onun kapasitesin üzerindeydi de mi fark edemedim? Gözümü hırs bürüdü. Neden ona,  diğer çocuklardan çok ama çok daha iyi olması gerektiğini söyledim ki hep ona?

Ve neden onun için yaptıklarımı, harcadığım paraları, yolladığım dershanenin bir araba alacak kadar para olduğunu söyledim durdum. Eşek gibi çalışıyorum, kimin için derken ona ne kadar büyük bir yük verdiğimi ve kendimi rahatlattığımı göremedim. Öyle ya, parayı veren düdüğü çalar. Verdim ve yapsın dedim, onun düşüncelerini önemsemek aklımın ucundan bile geçmedi.

Hep başka çocuklarla onu karşılaştırırken kişiliğine nasıl da darbe vurduğumu göremedim.

İşte bu tarz söylemler yer bitirir anne ve babayı.

İş işten geçmiştir çünkü. Çocuk kendine zarar vermeyi bile düşünmüş bu örnekte. Hayatıyla bir lise giriş sınavını eş tutma hatasını yapmış, ve kafası karışmış, kim bilir belki de denemek için yaptığı düzenekten kurtulamamıştı.

Bu örnek çok can yakıcı. Kabul ediyorum. Ama gerçek. Ve şu da bir gerçek ki; insan hayatı boyunca zaten sınavlarla karşılaşacak. Yaşamın kendisi bir sınavken, çocuklarımızın gireceği üç saatlik bir sınava bel bağlamak ne denli doğruki?

Ve anne baba, ebeveyn olan herkese sesleniyorum. Bu kısıtlı zaman dilimi, kaygı, korku, panik, stresi ve daha bir sürü de etkeni sayarsanız, çok da iyi bir seçme sınavı olmayabilir. Ama ne olursa olsun, elinden geleni yapan bir öğrenciye sınav geçtikten sonrası için de dikkatli davranalım. Zaten pandemiye rast gelen bu sınav, bitsin ve onlar da derin bir nefes alsın. Sözel ya da davranışsal olarak ağzımızdan çıkana, elimize kolumuza mimiklerimize dikkat edelim. Daha önlerinde çok sınavlar olur, imkanlar olur, sağ olana bir sürü fırsat verilir. Yeter ki sağlık olsun, yeter ki hatalardan ders alınsın. Kimsenin canı yanmasın, gönlü üzülmesin. Zira çözülmeyecek tek şey, ölüm. Gerisi kolay, yaşam belirtisi olan yerde ümit her zaman vardır.

Artık sadece izleyin, seyredin ve bekleyin.

Tüm gençlerimize kolaylıklar diliyorum.