Sempatik olmayın, parasempatik kalın

Dyt.Elif Nur KÖPRÜCÜ 25 Şubat 2020 Salı, 06:00

Pek çok hastalığın çaresinin vücudun kendi güçlerinden yararlanarak çözmek gerektiğini düşünenlerdenim. Hastalıklarla ilgili en önemli kurallardan birisi "sistemi aksatan engeli tespit et, sonuçla uğraşma, vücudun önüne geçme, sebebi bul ve ortadan kaldır, gerisini vücut halleder"  mantığı bana göre. Bu söylem bize hastalıkların çözümü için vücudumuzun çalışma prensiplerini, vücudumuzdaki güçleri yakından bilmemiz gerekliliğini beraberinde getirmektedir.

Otonom sinir sistemi vücudumuzda kan basıncı, solunum, vücut ısısı, sindirim, cinsel fonksiyonlar vs gibi önemli işlevlere ince ayara veren bir sistemdir. Otonom sinir sistemi çalışırken hem vücudumuzdan hem çevreden gelen bilgileri alır. Değerlendirerek söz konusu vücut işlevini artırır veya azaltır.

Sempatik sinir sistemi vücudun enerji gereksiniminin artması durumunda veya stres durumlarında enerji tüketimini uyarır, örneğin kalp atışları ve nefes alıp vermeyi hızlandırır ve tansiyonu yükseltir.

Parasempatik sinir sistemi ise daha çok dinlenme zamanında enerjinin depolanması ve yapılanması sürecini kontrol eder, örneğin nabız hızını düşürür, sindirim faaliyeti artırır, vücut salgılarını artırır. Parasempatik sistem vagus siniri aracılığı ile beyin-organ bağlantısını sağlar ve tüm faaliyetlerini yürütür. Uykuda aktiftir. Sindirimi sağlayan sistemdir.

Sağlıklı vücut işlevleri için her iki sistemin denge içinde olması gerekmektedir. Kronik stres maruziyetinde olduğu gibi sürekli sempatik sistem aktive olması parasempatik sistemin önüne geçmesi yıkıcıdır. Tam aksine parasempatik sistemin önde olması ise onarıcı ve iyileştiricidir.

Modern hayatın koşturmacası içinde hepimizin başına sık sık gelen bir durumdan bahsetmek istiyorum. Bazen enerjimiz düşer. Dikkatimiz çabuk dağılır, kafamızı toparlayamayız. Kitap okurken sayfanın altına geldiğinde üste okuduklarımız çoktan beynimizden silinmiştir. Hiçbir motivasyonumuz kalmamıştır. Her şeyi çabucak unuturuz. Canımız hareket etmek istemez. Sohbet sırasında konuşmalardan koparız, kelime bulmakta güçlük çekeriz. Hiç yabancı olmadığınız bu rahatsızlık beyin sisi olarak adlandırılır. Beyin sisi aslında otonom sinir sisteminin düzgün çalışamamasının bir sonucudur. Pek çok kişi yaşadığı bu durumdan habersizdir. Doğal olmayan beslenme, vitamin ve mineral eksikliği, aşırı şeker tüketimi, uykusuzluk, yoğun stres gibi modern yaşamın getirdikleri bizden çok şey götürür.

Düşük enerji veya yorgunluk (Kronik yorgunluk)

Tükenmişlik

Huzursuzluk

Konsantrasyon eksikliği

Mental yorgunluk

Baş ağrısı

Unutkanlık

Anksiyete

Kafa karışıklığı

Uyku sorunu

Hareket etmeden kaçınma

Meslektaşlarımın sözlerini duyar gibiyim. "Beyin sisi diye bir şey duymadık. Böyle bir hastalık yok ki" diyebilir. Belki de gerçekte bu durum bir hastalık değil modern yaşamın insanoğlu üzerindeki etkisinin ilanı olabilir. Literatürde bu konuda bazı çalışmalar olduğunu görüyoruz.

Clinical Autonomic Research Society (Springer) dergisinde 2013 yılında yayınlanan bir makalede "Zihinsel Yorgunluk Envanteri" isimli bir test ile 138 kişide beyin sisi semptomları sorgulanmış unutkanlık, beyinde bulutlanma, odaklanma, düşünme ve iletişim güçlüğünün en sık görülen yakınmalar olduğu belirtilmiştir. Beyin sisinin uyku kalitesini etkilediği, uykusuzluk, uyku apnesi, huzursuz bacak sendromunun sık görüldüğü bildirilmiştir. Aslında uyku sorunlarının nedeni bu kişilerdeki yüksek kortizol düzeyinin kişinin sürekli tetikte tutması ve uyku uyuyamamasıdır. Ayrıca yüksek kortizoldopamine düzeyini azaltır, serotoninin görevini tam olarak icra edememesine neden olur.

Otonom sinir sisteminin sempatik sistemi sürekli aktif olması dalak üzerinden vücudun savunma hücrelerini (mononükleer hücreleri) uyardığı, bu hücrelerden salgılanan bazı maddelerin beyindeki savunma hücrelerini harekete geçirdiği ve beyinde bir iltihabi durum yaratarak beyin sisinin oluşumuna neden olduğu şeklinde bir hipotez bulunmaktadır. Parasempatik sistem ve beyin sisine dair yazının devamı bir sonraki hafta sizlerle olacaktır.