Ütopyam (2)

Murat Düzgün 19 Haziran 2020 Cuma, 06:30

Başlıkta belirtmiştik. Bu benim ütopyamdır. İnsanlık için dertlenmiş herkesin ütopyası olduğuna da inanırım.

Bu ülkede insanlık adına yukarıda saydığım değer yargılarını özümseyip içselleştirerek hayatının her safhasına uygulayan veya uygulamaya çalışan  insanların insanlığa, ülkesine, doğaya ve diğer canlılara zarar veren ahlaksız, zalim, erdemsiz ve merhametsiz  insanlıktan az nasiplenmiş veya hiç nasiplenmemişlerden ayrı bir T.C kimlik kartı taşıması mesela; ütopyamdır! Düşünün suçluyu cezalandırıyorsunuz ama erdemliliği ödüllendirmiyorsunuz.  Bu durumda, -suçlu cezalandırılıyorsa suç işlemeyen ödülü mü hak ediyor?- şeklinde bir soru yöneltmeliyiz. Hayır tabii ki... Yukarıda saydığımız varlıklara karşı zarar verici bir suç işlemek cezayı gerektirse de, suç işlememek ödülü gerektirmez çünkü bu olması gereken bir normdur. Yani bilinçli zarar vermek ahlaksızlıksa zarar vermemek yalnızca ahlaklı bir durumdur. Burada asıl önemsenmesi gereken şey; erdemli duruş sergilemektir. Bir örnekle betimleyecek olursak, komşunun eşyasına zarar vermek ahlaksızlık,zarar vermemek ahlaklı bir haldir. Komşunun malına zarar verene veya malın zarar görmesine bazı riskleri göz önüne alarak ve bazı şeylerden feragat ederek engel olmak erdemli bir davranıştır. İşte tam da burada kademelendirme başlamalı çok suçlular, affedilebilir suçlular,suçsuzlar yani ahlaklılar,suça ve haksızlığa karşı her şeyi ile karşı duranlar yani erdemli olanlar,ölürken değil sağken ihtiyacından fazlasının tamamını  yardıma ve ihtiyacı olanlara hibe eden merhametliler farklı nişaneleri olan kimlikler taşımalıdır.

Örneğin; devlet yakın zamanda açıkladı 'şu kadar ihracat yapana yeşil pasaport verilecek' diye... Bu mu oluyor? O zaman en kıymetliler nasıl olursa olsun çok para kazananlardır olması gereken yeşil pasaport verilirken en erdemli ve ahlaklılar öncelikli olmalı. Yani, ödüllendirileceklerse önce insanlık adına iyi şeyler yapanlar ödüllendirilmeli. İnsanları olmaları gereken hedef ve ülküye kanalize ederken ne omuzlarda bol yıldız ve apolet, ne makam odasının şaşası, ne banka hesabındaki sıfırların kalabalığı ne de korkutuculuğunun fazlalığını önemsetmeliyiz. Saydığımız kıymetli değer yargılarına sahip olanların taşıdığı nişaneye özendirmeliyiz anca böyle kıymetli kavramlar özenilir bir hale gelir ve yükselen değer oluşur. Çünkü insan kendini burada kıymetli hisseder insan nefsi kendini kıymetli hissettirecek şeyleri önemsetir. Siz iyiye güzele kıymet vermezseniz oda ahlak duvarlarını yıkarak her yolu meşru sayıp sadece makam, mevki, şan, şöhret ve maddiyatın peşine düşer bunu yaparken de yıpranan değerleri engel olamadığından etrafını yıkar geçer sonuçta mutsuz ve huzursuz bir toplum ve o bozuk toplumun tatminsiz bireyleri olarak bizler çırılçıplak kalırız.