Gökten üç elma düşmüştü

Dr. Hatice Kösecik 25 Kasım 2021 Perşembe, 06:30

Canı yanmıştı kadının.

Dayaktan değildi. Ona bile razıydı ki keşke kocası 20 yıllık karısını, çok aşık olarak

aldığı eşini böyle bir anda bırakmasaydı.

   Hemen boş ol diyivermişti.

   Kim içindi? Ne içindi?

   Hani kocası hastayken ayağına çorabına varıncaya dek giydiren kadındı ya  o.

Demek ki yalandı onca şey. Sadece kullanıldığını hissetti Kadın...üzgündü...

Hiç sevilmemişti ki. Bunu anladı. İşte bu da yakmaya başladı içini. Ama nasıl bir yakıcı şu ateş...

    Biliyordu, son zamanlarda aldatıldığını.

Hem de evli bir erkekle ilişkisi olan bir kadınla. Hem de adamın çocuğundan sadece iki yaş büyük bir kadınla. Adam kaç yaşındaydı ki?

    45.

     Ya kadın, onu sorarsanız belki 20 den iki fazla vardı ya da yok.

     Niye ağlıyorsun dedi kendine.

Sen istemedin mi. Sen ben seninle bu kadını bırakmadan evli kalmak istemiyorum demedin mi. Dedin. Dedin ve işte gördün. Daha düne kadar ayağına kapılıp yalan söyleyen adam, şimdi de boş ol diyordu bir çırpıda....

    Boş ol. Boş ol. Boş ol.

   Güya dini bilmem derdi ama acıtmayı iyi bilirdi.

Bir kadının en büyük korkusu demek ki boş ol korkusu muydu. Ya da onun ki mi öyleydi.

H. M şaşkındı. Odasında yatağın ortasında ki daha düne kadar onun tarafı olan yatağın başucundaki yastığa ilişti gözü.

   Doktor hanım kolay olmayacak demişti. Sen hazırsın ama yine de kolay olmayacak.

Gün olacak için cayır cayır yanacak demişti. Ne kadar da haklıymış. Bildi beni dedi kendi kendine. İşte içi yanıyordu. Ağlamak bağırmak istiyordu.

Oysa tam tamına 2o yıl sustuğu için alışmıştı tepki vermemeye.

    Odasına çıkmış, kocasına evden gitmesinin daha doğru olacağını söyleyebilmişti sadece. Omda sessizce, yarım ağız. Ve hemen çıkmıştı odasına.

    Tam 20 yıl. Aynı evde. Kayınvalide ve pederle.

Evet zaman zaman sitem etmişti lakin hep hizmetini yapmıştı Kadın.

 Ya şimdi ne yapacaktı. Onsuz yaşamayı bilmiyordu ya da öğrenmek istememişti ki hiç. Lazım da olmamıştı demek ki. Ya şimdi, Kızı yaşındaki bir kadına abayı yakmış, ona maddi olarak her şeyi almış, feda etmişti adam. Kadına da bana izin ver, yavaş yavaş bırakayım onu demişti.

   Kimi kandırıyordu ki adam. Kendini mi. Aslında bağımlı bir kişi olduğunu göstermişti eşine.

Ben günümü gün edeyim, gezeyim tozayım. Kam alayım dünyadan. Sen evde otur, çocuklara ve anne babama bak ve tabi ki de bana hizmette kusur etme. Gömleklerim hep ütülü olsun.

Seni tekrar sevene kadar bekle beni, demek istemişti basbayağı.

   Kadın kabul etmemişti. Lakin adam kadının bu kadar ileri gideceğini hiç hesaplamamıştı.

Ne olmuştu ki bu pısırık Kadına.

Kim akıl vermişti ki ona. Ne güzel evde oturuyordu, adamın işini yapıyordu.

Görünüşte iyi bir ailesi vardı adamın.

Tüh dedi, işte şimdi her kes her şeyi öğrenecekti. Rezil olmuştu.

Ve eşine de o öfkeyle boş ol demişti. Canını yaktı karısının. Ve evden babası tarafından kovuldu.

    İşte bir aile de böylece son bulmuştu.

Nefsi istekler ve aldatmanın sonucunda, hüsranda kalan bir kadın, üzgün çocuklar.

Değdi mi sizce?

     Üç kuruşluk hevesi için 20 yıllık eşini değersizleştirmesine değilmiş miydi?

         Gökten üç elma düşmüştü. Ve üçü de evli adamları tercih eden ve onların parasına tamah edene olmuştu. Buyurun kurtlar sofrasına. Kadın kadının düşmanı mıydı...