Bakış açısı

Dr. Hatice Kösecik 30 Temmuz 2020 Perşembe, 06:30

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Yaşanan bir olayın tanımını yap deseler; kime göre diye sorarım. Çünkü; bir olayın tanımını belirleyen tek şey, o yaşanan olaya baktığın taraftır. Bakış açındır senin gördüğün.

    Eğer gerçek denen şey; sadece hissedebildiklerimizse, bu durumda gerçek, kokladığım çiçektir, tadabildiğim yemektir, işitebildiğim sestir. Beynime ne iletiliyorsa odur.

Ya kalbim? Kalbimiz? Onun durumu nedir.  Neden kalbimiz  yorulur ki?

Niye bir organ kırılır ki? Kalbimi kırdın, üzüldüm, incindim neden deriz ki?

Görmediğimiz ama fizyolojik olarak aldığımız mesajlarla dolu çevremiz. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlık. İnsan bir mucize....

    Şimdi; yıllarını verdiler. Kim? Sevgili öğrenciler. Gençlerimiz. Onlara göre hayatlarının sınavına girdiler, üniversite sınavına. Panik olmayan, zamanı iyi yönetebilen, düzenli ders çalışan, kaygısı daha az olanlar, tabi ki istediği sonuca bazılarına göre kolay ulaştılar.

Ama çoğu gencimize gönül sızısı olan bir sınavdı bu. Her sınav ardından konuşulanlara bakın, anlarsınız.

 Ve şimdi de tercih zamanı. Ve en acısı da bu. Neden derseniz? Aslında çoğu öğrenci aldığı puana göre tercih yapacak da ondan. Bir daha çalışmayı göze alamam diyecek, çok stresli bir yıl geçti diyecek, diyecek de diyecek. Nasıl kolay yoldan para kazanırım diyecek olan ayrı, işin o yanı da var elbette.

Bakış açısının çok yönlülüğüne bakın. İçlerinden çok azı, "idealim olan meslek için puanım yetmedi, bir dahakine tecrübeli olarak çalışacağım, bu sene tekrar denemeli ve hedefime doğru yol almalıyım" diyebilecek. Çevre baskısına katlanabilirlerse tabi ki. Bunu göğüsleyebilecek güçleri varsa yapacaklar bunu.

Çünkü hep konuşacaklar, sosyal baskı hep olacak üzerlerinde. Ve ne yazık ki; bakış açıları farklı olduğu halde, mevcut  durumu  kabul etmek zorunda kalanlar da olacak. Ve sonuç ortada; istemediği halde doktor olan, mühendis olan, öğretmen olan birçok insan var çevremizde.

Mesleğini  puanına göre seçmek durumunda kalanlar da, okuyum da ne olursa olsun, para kazanayım da sonra bakarım halime diyenler mutsuz olmak yolunu tercih etmiş olacaklar aslında. İşini sevmeyen, kendini sevmeyen, kendine ve işine değer vermeyen insanlar topluluğuna hoş geldiniz efendim...

   Ne kadar da kötü bir senaryo yazdın dediğiniz duyar gibiyim.

Gördüğümü yazdım, zira mutsuz olup da bizlere gelenleri tedavi etmeye, yol göstermeye çalışıyoruz.

Aslında kabul edemediklerinin kendileri olduğunu fark edenler biraz daha şanslı. Hayatın onlara hazırladığı sürprizleri görmeleri zaman alıyor ama sonunda farkındalık oluşuyor. Geç de olsa...

Demek istediğim; Meslek seçimi sadece alınan puana göre yapılmamalıdır.

Bu sistemin zamanla oturacağını düşünüyorum ve de öyle olması gerektiğini biliyorum.

Sosyal olan insan, hem psikolojik hem de bedenen ve ruhen ne olmak istediğini bilebilmeli.

Şu andaki sistemde de, sınava giren çocuklarımız artık 18 yaş civarı olduklarından, kendilerini fark edebilirler.  Hangi meslek dalına yatkınlar, nerede olursa daha rahat okuyacaklar, ruhları tatmin olacak. Önümüzde düşünmeleri için on günleri var.

   Tavsiyem odur ki, istemedikleri bölümü tercih etmesinler.

Kendilerine eziyet etmesinler, kayıp olarak görecekleri bir yıl aslında onlar için farkındalık zamanı olabilir. Hiçbir şey için geç değil, sadece doğru karara varmaları için kendilerini iyi tanıyıp analiz etmeleri gerekiyor. Bunun için de tabi ki büyükleri yol gösterici olarak yanlarında olduğunu hissettirmeliler.

   Her kafa, her beyin, her kalp, farklı bakış açıları sergileyebilir.

İnsan olduğumuzun  göstergesi belki de bu çeşitliliğimizdir.

Her kalp kendi ezgisini mırıldanırken hayat da güzellikler ikram eder bizlere...

Güzellikleri görebilmek dileğiyle...