Akupunktur ve immünite

Dr. Hatice Kösecik 08 Nisan 2021 Perşembe, 06:30

Her yıl yedi sekiz kere çok şiddetli grip geçiririm, elimden mendil hiç eksik olmaz. Hatta öyle ki bahar gelince elimde tuvalet kağıdıyla gezerim. Sinüzit yüzünden saçlarımı yıkayamıyorum. En ufak bir esinti bile beni hasta etmeye yetiyor. Dışarıda hiç yemek yiyemem. Hemen bağırsaklarım bozulur.

Uykum hiç düzenli değil. Kaliteli uyuyamıyorum ve sürekli baş ağrısı çekiyorum. Sonra da gün boyu yataktan çıkamıyorum... Gibi şikayetleri her zaman duymak mümkün. Hatta bazen öyle bir hale gelir ki bunlar ve daha birçoğu birleşir. Moral motivasyon işin içine girer. Rahat olamama hali, hasta hissetme durumu, yatak beni çekiyor, içimde sürekli bir kuş çırpınıyor gibi söylemler eklenir. Üzerine de ağrı tuz biber olur. İnsan neresi ağrırsa canı orada atarmış gibi tetikte olur. Hastalık kapıyı iki kere çalar. Üçüncü de yerleşir. Alışır insan.

Ben hep böyleydim der. Aslında öyle değildin de yolun oraya çıktı, durumu kabul ettin. Hastasın dedin kendine. Üzerine yer etti hastalık deriz bizde.

Niye bunları yazıyorum. Akupunktur ve bunların ne alakası var derseniz. Çok alakalı derim. Çünkü direk stresi yönetebilmek için vücudumuzda bazı noktaları harekete geçirmek gerekir. Vücudun kendi savunma sistemini, dengeyi sağlayıcı hormonlarını uyarmak gerekir.

Akupunktur hep söylediğimiz gibi alternatif olan bir tedavi şekli değildir. Mevcut tıbbın bir rakibi değil de onun tamamlayıcısıdır. Kanıta dayalıdır. Noktaların fizyolojisi bilinir. İğneyi takınca vücutta salınan mediatörler bilinir. Tedavi edici etkisi zaten artık kanıtlanmıştır. Her meslekte olduğu gibi burada da doğru uygulama gerekir. Ve doğru kişilerin uygulaması. Öyle sanıldığı gibi iki nokta var, ben onları öğrenirim, iğneyi batırırım hali değildir akupunktur. Zaman ister. Apayrı bir ilim dalıdır ve belki de hocamızın dediği gibi akupunktur tıbbın yeniden yorumlanmasına sebep olacak bir geçmiş bilimidir.

Evet, geçmiş bilimidir. Ve çok çok eski zamanlarda bu meridyenlerin varlığı, bu kadar noktanın tanımlanması geçmişte büyük bir medeniyetin yaşadığını düşündürmektedir.

Batı tıbbının makine olarak gördüğü insan vücudunu akupunktur ruh ile beraber düşünür. Onun için gelen bir hastam, korkuyorum derse böbrekleri atlamamam gerekir. Hep kötü şeyler olacakmış gibi hissediyorum diyen bir hastamsa eğer, kaygısını görmeliyim ve dalağını kontrol etmeliyim diye düşünürüm.

Aynı anda aile terapisti olarak da çalıştığım için gelen hastam bana gelme sebebini anlatırken çok fazla şeyi ve organı göz önüne getirerek düşünmek durumundayım. Zira tedavi esnasında hem organ hem de o organın hastalanmasıyla ilgili ortaya çıkan psikolojik sorunu çözmeye çalışırız.

Neden mi? Akupunktura göre her hastalığın bir psikolojisi vardır. Ve insan bir bütündür. Tamamen bir denge halindedir. Muazzam yaratılmıştır. Sistemin bir yerinde bir aksaklık varsa bir diken batmışsa söz gelimi o diken her yeri etkileyebilir. Biz akupunktur hekimleri bütüncül yaklaşarak, insanın parçalarının tek tek toplamından oluşmadığını, her bir parçanın bütün içerisinde birbiri ile ilişkili olduklarını bilir ve ona göre hareket ederiz. Tedavide mühim olan bütünlüğün muhafazasıdır.

Ve bir güzel yanı da hele şu son bir yıl içinde daha çok ortaya çıktı aslında. Akupunktur hastalıklara karşı vücut direncini arttırır. İmmün aktiviteyi düzenlemede çok etkindir. Bu işi de lökositler, opsoninler, kininlerin ve antikorların seviyelerinde değişiklik yaparak gösterir.

Özellikle T lenfositlere etkisi üzerinde çalışmalar yapılmış ve lenfositlerden interferon salınımını arttırıcı etkisi olduğu bulunmuştur. Ki bu etki bir sürü viral enfeksiyonlarda aranılan bir ekidir. Lökosit sayısı akupunktur tatbikinden üç saat sonra artar. Ve 24 saat devam eder.

Etkilerini burada anlatmaya sayfam yetmez. Kısacası hücresel ve hümoral immün fonksiyonları artırır diyebiliriz.

Burada şuna da dikkat çekmek isterim ki psikolojik etkilerin immün sisteme etkisi çoktur.

Yani iğne deyip geçmeden önce bir anlamaya çalışmak lazım. Ne yapıyor nerde ve nasıl etkiliyor. Ateşi yüksek, şiddetli baş ağrısı olan ve grip belirtileri had safhada olan bir doktor beyi hatırlarım hep. İstememişti ama mecbur gelmişti. Hani denize düşen misali. Akşamına da gezmeye çıktı ve ondan sonra da kendi itirafıyla sık sık grip olmadığını söyledi. Direnci düşmedi. Enfeksiyon geçirmedi. Başı ağrımadı. Sinüziti tutmadı... Bu tedaviyi ehil ellerde ve doktorların yapması gerektiğini ve etkisinin gerçekten de çok özel olduğunu tekrar belirtirken gündemimizde olan korona da vücut direncini artırarak etkili olduğunu söylemeliyim. Sağlıkla kalın...