Sağlık pazarının kurbanı olmayın

Dr. Feza Şen 20 Mart 2019 Çarşamba, 07:00

Dünya Sağlık Örgütü araştırmalarına göre dünya üzerindeki devletler GSMH'ın yaklaşık %10'unu sağlığa harcıyor. Sağlık, dünyadasilah ve enerjiden sonraki 3. büyük sektör olarak karşımıza çıkıyor.

Her işin başı sağlık olsa da sağlık ekonomisinin büyüme hırslarına kurban olan bireyler olmaktan kurtulma zamanımız geldi de geçiyor... Öncelikle düşünün;

  1. "Sağlığınızı doğru yerden mi alıyorsunuz..."
  2. "Yoksa sağlıklı olmak adına ciddi paralar mı harcıyorsunuz..."
  3. "Sağlıklı olmak adına aldığınız öneriler ne kadar doğru..."

Gelişen tıp sayesinde yaşam süremiz uzuyor, ölüm yaşımız büyüyor.

Ve gündelik yaşamdaki yoğunluktan kaynaklanan sağlık sorunlarımızın bu kadar ticarileştirilmesini ve cebimizden bu kadar çok paralar çıkmasını da doğru bulmuyorum.

Geçmişte doğal olan, sağlık sorunu kabul edilmeyen doğum, menopoz, yaşlılığa bağlı ölümler günümüzde sağlık pazarındaki ciddi gelir kalemleri oldu.

Oysa anne ve babalarımızın bir kısmını,anneleri (yani ninelerimiz) tarlada çalışırken, tarla ortamında doğurmuş ve çokta sağlıklı doğumlar olmuş...  "Günümüzde değişen nedir" diye hiç düşündünüz mü?

Doğum, menopoz bu sağlık pazarlarından vicdanlı olanı...

Birde kanser ve kanserden korunma pazarı var ki aktarlardan çıkamaz olduk...

Hangi dağda yeni bir ot çıksa medyanın da etkisi ile ertesi gün ordayız neye iyi geliyor diye?

"Yaşamın tıbbileşmesi" nedir sorusunu Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi olan Dr. Deniz Sezgin "bedenlerimizin sağlık başlığı altında denetlenmesi" olarak tanımlıyor. Günümüzde;

  1. Aya gidebiliyoruz ama komşularımızı tanımıyoruz,
  2. İlaçlar gelişti ama hastalıklar arttı,
  3. Sayısız ilişkiler içindeyiz ama gerçek sevgi ise sıfır,
  4. Gelirimiz yüksek ama huzurumuz daha az.

Çünkü kendimizi biz yönetmiyoruz, bizleri ekonomiye yön verenler tüketici yaparak yönetiyorlar...

Hep beraber sağlıklı yaşamın peşinden koşuyoruz...

  1. Herkeste kucak dolusu kulaktan dolma sağlık bilgisi,
  2. Güneşlenmeyi bırakıp D vitamini içmekten medet uman,
  3. Şeker yer gibi depresyon ilacı kullanan,
  4. Şişmanlıyorum diye diyet listeleri ile yollarda gezen bireyleriz.

Ama ne boğazımızı tutabiliyoruz ne de yanımızdaki ile iletişim kurmaya çaba gösteriyoruz.

Geline noktada "otların gücü, kırk yıllık hekimlik bilgisinin önüne geçmeye çalışıyor..."

Çok uzağa gitmeyin, bugün 50 ve üzeri yaş bandında iseniz kendinizin daha ufak yaşta iseniz baba ve anneleriniz çocukluk dönemlerini bir hatırlayın... Onların nasıl sağlıklı kaldığını görün...

Hayatı ve "sağlıklı yaşamı" gelin halen yaş aralığı 50 ve üzeri olan bu nesilden yani

"BİZLERDEN" öğrenin... Bizim;

  1. Şimdiki dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu,
  2. Ailemiz zengin değildi, bize mal mülk değil, sevgi verdiler,
  3. Oynarken ve bisiklete binerken, asla kask takmadık ama dikkat ettik,
  4. Cep telefonlarımız, , kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı ama okuldan sonra sokakta gerçek arkadaşlarla oynardık,
  5. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yaratır, telli araba yapardık,
  6. Susadığımız zaman, şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik,
  7. Aynı bardağı arkadaşlarımızla paylaştığımız halde hastalanmazdık,
  8. Her gün bulgur, pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık,
  9. Ailelerimiz bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi,
  10. Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi..

Bizler "hayatı tıbbileştirmedik"    çünkü:  Biz, ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.

Sizlere Hekim olarak önerim;

  1. Yaşamınızı tıbbileştirmeyin,
  2. Günlük hayatınızın içinde yerli yersiz sağlık bilgileri bulunmasın,
  3. Sağlığınızı doğru yerden alın ve bu işe gereksiz para harcamayın ve
  4. Yaşam tarzınız için aile büyüklerinin dediğini önemseyin...

Bilimi bir kenara koyup "Medya Doktoru" olmaktan vazgeçin, paranız cebinizde kalsın...

Ve dikkat edin "sağlığınızı danıştığınız kişi ne kadar ehil ve sizin sağlığınıza ne kadar ticari bakıyor..."