Hayatın tadını kaçıran şekerdir, unutmayın...

Dr. Feza Şen 14 Aralık 2016 Çarşamba, 11:58

Tip 3 Diyabet diye nitelenen Alzheimer Hastalığına sebebin de hayatın tadını kaçıran şeker ve şekerli ürünler olduğu tıp çevrelerinde konuşuluyor.  Hayatımızın şeker tadında olmasını isteriz. Sıkıntımız olunca "hayatın tadı, tuzu yok" deriz. Bizleri öldüren şekeri neden yediğimizi ise bilmeyiz...

Hastalıklarımıza, ölümlerimize sebep olan şeker artık hayatımızın tadı olamayacak...

18. yüzyılda şeker pancarından şeker elde edilmesiyle ucuzluyor, hayatımızın her noktasına kadar giriyor bu şeker... Ve şeker tüketimi artıyor... Tadı güzel adı güzel şeker, vücudumuza girince hiç de güzel değişimler yapmıyor sağlığımız için. Sadece şeker dersek haksızlık etmiş oluruz, aşırı tükettiğimizde kan şekerimizi artıran karbonhidratlarda şeker gibi sağlığımızı bozuyor. Boğazımıza geldiğinde tatlı olan şeker, vücudumuza girdiğinde acıların, hastalıkların başını çekiyor. Tıp dünyasında son 15 yılda şekerden kaynaklanan ezber bozan gelişmeler keşfediliyor.

İlk görüldüğünde isimlendirilemediği için X Sendromu denilen Metabolik Sendrom; şeker, karbonhidrat tüketimi artınca, hareketsizlik artınca hayatımıza girdi.Bu sendromda iyi kolesterol olan HDL seviyeleri daha düşük, kötü kolesterol olan LDL seviyeleri daha yüksek ve kan yağları olarak bilinen trigliserid seviyeleri de daha yüksek bulunuyor.

Karaciğer Yağlanması, eskilerde alkol tüketenlerde çok iken şeker tüketiminin artması ile alkol kullanmayanlarda da aşırı şeker tüketimi, insülini birden yükseltip yağı karaciğer hücrelerine yollayarak enflamasyona,  en sonunda da karaciğerde yağlanmaya ve siroza yol açıyor. Non Alkolik Karaciğer Yağlanması diye tanımlanıyor.

Şeker, vücuda girdiğinde hücrelere girebilmesi için kapıyı insülin açar. Ancak devamlı ani şeker fırlamaları meydana geldiğinde insülin etkisini kaybeder. Şeker de hücrelere giremez ve vücudumuzda kalarak obeziteye yol açan toksik etkiler ve diyabet tehdidi oluşturur ki bu duruma da İnsulin Direnci diyoruz.

2. Beyin Bağırsaklarımız ve bağırsaklarımızdaki ilahi organizasyonu da aşırı şeker tüketimi neticesi bağırsaklarımızda artan maya mantarlarının yaptığı tahribatlarla öğrendik.

Ve şimdi de şekerin bir tahribatı olarak Diyabet (şeker) Hastalığının 3. Tipi olarak Alzheimer Hastalığından bahsediliyor. Şeker hastalığı diye bildiğimiz Diyabetin 2 tipinden bahsedilmekteydi tıp dünyasında. "Jüvenil Diyabet" diğer bir tanımla  "İnsüline Bağımlı Diyabet"  yani Tip 1 Diyabet ve yetişkin yaşta başlayan, obeziteye bağlı gelişen "İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet" ise Tip 2 Diyabet olarak biliniyor.

Diyabetin 3. Tipi de bilindik bir hastalık olan Alzheimer...Alzheimer hastalığı kişiyi adım adım yakın çevresinden,  sonra kendinden uzaklaştıran, nörolojik bir hastalık türüdür. Demansın en sık görülen tipi ise Alzheimer hastalığıdır.  Zaman akıp gittikçe yaşlanırız, beyin hücrelerimizde de kayıplar oluşur. Beyin hücrelerinde ki kaybın miktarı ve hızı artarsa beyin fonksiyonları yavaşlar, yerine getirilemez ve unutkanlık başlar.  Bozulan zihinsel beceriler ile bireyin mesleki, sosyal, aktüel faaliyetleri etkilenir. Günlük yaşamsal aktivitelerde azalma ve zihinsel kapasitede bozulmalar olur. 65 yaş üzerindeki grubun %2-4'ünde, 85 yaş üzerinde ise %20 oranında görülmektedir.

FNG & Bilim Tıp Dergisi'nde yayınlanan İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı Oytun Erbaş imzalı bir makalede "Tip 3 diyabet terimi, Alzheimer'da beyinde oluşan insülin eksikliği ve direncine dikkat çekmek için kullanılan bir terimdir" diyor. Washington Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan başka bir araştırma da ise yüksek kan şekerinin Alzheimer'li hastalardaki beyin plâklarının ana maddesi olan amiloid-beta seviyelerini artırdığı ve hastalığı tetiklediği belirlenmiş. Ayrıca bu konuda Journal of ClinicalInvestigation'da yayınlanan araştırmalar da var. Şekerin hayatımıza kattığı hastalıklar sadece bunlar da değil.  Yolun sonuna doğru kanser riskimiz var... Alman bilim adamı OttoWarburg'un 1931 yılında Nobel ödülü alan çalışmasına göre ise; kanserli hücrelerin yapısı sağlıklı hücreninkinden farklı olarak; 3-5 kat daha fazla şeker kullanıyor. Başka bir ifadeyle; şeker, kanser hücresi için besleyici bir yakıt.

Özetle şekerli, yüksek karbonhidratlı paketlenmiş, işlenmiş besin tüketimi bağırsak astarlarındaki geçirgenliği bozuyor.Bozulan bağırsak astarı neticesi fazlasıyla kana geçen istenmeyen besinler vücudumuzda enflamasyon ve alerjiyi tetikliyor.Enflamasyon bozulunca kanser hücrelerinin vücudumuza yerleşme şansı artıyor. Aşırı şeker tüketmeye devam ettikçe kanda fazlaca artan şeker de metabolizmamızda insülinin görev yapmasına engel oluyor ve başlıyor hastalıklarla yolculuğumuz... Sonrasında gelsin Şeker, Kalp Damar Hastalıkları, Alzheimer, Kanser...

Çözüm kesinlikle kilo verdiren diyetler değil... Çözüm sağlıklı beslenme davranışlarınızın gelişmesi, geliştirilmesi... Gelin hep birlikte GAPS Antiaging Beslenmesini yapalım... Beslenme tarzımızda bir resetleme yaparak vücut dilimizi yeniden sıfırdan başlatalım. GAPS Beslenmesi bilindik bir beslenme. Anneannenizin, anneannesinin beslenmesi özetle...

Şekerin hayatınızın tadını kaçırdığını hatırlayın, sağlıklı günler...