Yeni itici güç lityum

Atilla Akbaş 18 Haziran 2021 Cuma, 07:30

Türkiye'de dış siyasete müdahil olmak isteyen fakat eğriyi doğruyu henüz sindiremeyen bir zümre var.

Bu anlamda da "Libya'da ne işimiz var" diyerek büyük dertleniyorlar. (!)

"Yeni milli ve yerli otomobilimiz TOGG" üzerinden de sürekli hükümete yükleniyorlar. Ama anlamak istemiyorlar ki madalyonun böyle de bir yüzü var.

Doğu Akdeniz'de neredeyse yedi düvele karşı verilen doğalgaz ve petrol mücadelesinin yanı sıra bir yer altı zenginliği de cabası.

Örnek mi? alın size "Lityum" (Li)

Günümüzde full dolum şarj ile 500 KM gidebilen elektrikli bir otomobilin batarya maliyeti 10 bin $ seviyelerinde.

Nedeni ise,elektriği depolama amacıyla kullanılan lityum madeninin işlenme maliyetinin yüksekliği.

Çevreyi zararlı gazlardan da koruma amaçlı tasarlanan günümüz teknolojisinin ortaya koyduğu bu son donanımlı aracın ve benzerlerinin olmazsa olmazı olan bir aparatı da var.İşte, her şey onun üzerine kurulu.

Tesla bu konuda adımlarını hızlandırdı ve ilk peşine düştü.

Model 3'ün ilk teslimatı yapıldı. TeslaMotors 2003'de kurulmuş elektrikli araç ve elektrikli motor parçalarını tasarlayan, üreten ve satan bir Amerikan şirketiyken bugün başka bir deneyimin içinde kendini sınıyor.

TeslaMotors, fabrikası Çin'de faaliyette.

Yer olarak orasını seçme nedeni ise, Çin'in duruma uyanıp (!) Dünya lityum rezervlerine herkesten önce çökmesi.

Geçen yıl Şili ve Kongo'da önemli anlaşmalara imza atan Çinli enerji depolama şirketleri, bugün dünyada lityum iyon pil üretim kapasitesinin yaklaşık % 60'ını kontrol ediyor.

Bizim, bu madene bakış açımızla ilgili geçmişte gelişen bir olayı ise anlatmadan geçmek mümkün değil. Yıllar önce, eski Dışişleri Bakanı ve MTA heyeti Afganistan'a davet ediliyorlar. Afganlı yöneticiler,Afganistan'daki Lityum madenlerinin çıkarılması ve işletilmesi konusunda Türklerin bir girişiminin olup olmayacağı konusunda bir teklif sunuyor. Bunun üzerine dışişleri ve beraberindeki MTA heyeti bölgeye hareket edip yerinde inceleme başlatıyorlar. Kabil'de araştırmalar yapan heyet sonunda nihai bir sonuca ulaşıyor ve diyor ki; "Afganistan'da ki Lityum arama çalışmalarımız zaman kaybından öte değildir. Burada itibar edilir bir veriye rastlanamamıştır". Rapor bu şekilde yazılıp imzalanıyor ve araştırmaların dosyası bir daha açılmamak üzere kapanıyor.

Aradan geçen kısa bir zamandan sonra, Çinli şirketler bölgeye ayak basıyorlar ve hâli hazırda ki Lityum madenlerinin işletme hakkını da alarak işe koyuluyorlar. Müspet sonuç, daha sonra pişmanlık olarak bize geri dönse de, bizimkiler üzerinde fazla durmuyor.

Sonradan anlaşılıyor ki; Afganistan'ın lityum rezervleri Dünyanın en büyüğü Bolivya'dan sonra ikinci sırada.

Acınası talihsiz durumumuz bundan ibaret. İşte örnek(!)  biryönetim anlayışından, basiretsiz idareciliklerden kısa bir misal verdim size.

Biz ülke olarak böylesi bilimsel alanlara yönelmeyince bilinen bazı global firmalar Türkiye'yi çöplük olarak gördülerve teknolojisi geçmiş ne kadar ürün artı otomobil üretim hatları varsa 60 yıldan beri Türkiye'ye kakaladılar.

Renault'un elektrikli otomobili FluenceZE'nin üretim hattı 10 yıl önce Avrupa ile aynı anda Türkiye'ye kurdurulmuştu.Ancak yeterli satış olmayınca Renault bu hattı söküp Güney Kore'ye götürdü.

Otomobilin niye satılmadığına dair yapılan açıklama ise şöyle:

Konya Valiliği Renault'un ürettiği elektrikli otomobillerden 12 adet aldı. Ancak, şoförlerin şikâyeti üzerine araçlar Renault'a geri iade edildi. 

Şoförlerin niçin istemediği araştırılınca korkunç gerçek ortaya çıktı.

Araçlar gece şarj için valilikte kalınca şoförlerde evlerine dolmuşla dönmek zorunda kalıyormuş. Dolayısıyla devletin otomobillerini mesai sonrası kullanamıyorlarmış.

"İstemezük" deme sebeplerinin de yegâne sebebibuymuş.

Sultan Abdülhamid Han'ın da 123 yıl önce Avrupa'dan elektrikli otomobil getirtip bizzat test ettiğini ve bilakis konunun üzerine eğildiğini hatırlamakta fayda var.

İşlenme maliyetleri en düşük seviyelerde olduğu için savaşların bir türlü eksilmediği Ortadoğu coğrafyasında 50-60 yıllık petrol rezervinin kaldığını düşünecek olursak, 20-30 yıl sonra benzinli ve dizel araçlar tedavülden kalkmış olacak.

Şimdi, Sultan Abdülhamid Han'ın 123 yıl önceki ileri görüşlülüğünü ve Erdoğan'ın Libya'da verdiği mücadeleyi yeniden anımsayalım.Diğer yanda da Afganistan'ın lityum kaynakları için gereksizdir raporu veren ya da üç kuruşluk menfaat için elektrikli otomobile hayır diyen çapsızlığı.

725 kişiye 1 ithal otomobilin düştüğü Türkiye'de yerli otomobile komiklik diyerek burun kıvıranlar; bugün yine çaresiz çırpınışlarıyla salya sümük ağlamaya başladılar.

Yıllar önce 1956'da Necmettin Erbakan "Gümüş Motor" fabrikasını kurduğunda 30'lu yaşlarda genç bir mühendisti.

Askeri darbeyle Demokrat Parti'yi deviren, Başbakan Menderes'i astıran mâlum güçlerin ilk işi "gümüş motor" ismini ve fabrikanın yönetimini değiştirmek oldu.

Erbakan'ın "Gümüşhanevi Tekkesine" bağlılığından dolayı bu ismi kullandığını düşünenmâlum yönetim ve darbeciler "Gümüş Motor" yerine "Pancar Motor" ismini kullanarak itibarsızlaştırma girişiminde bulunsalar da, küllerinden yeniden doğmak diye bir deyimin dilimize yerleşmiş olduğunu sanırım unutmuşa benziyorlar.

Genç mühendis Erbakan'ın yarım asırlık "Gümüş Motorundan" geriye son genel müdürünün şu tarihi sözleri kaldı; "Türk sanayisi için yerli otomobil bugün  kaçmış bir fırsattır. Tekrar oluşturmak için 56 yıl, kaybetmek için ise sadece birkaç yıl yeterlidir. Devrim otomobilleri Türkiye için kocaman, tarihi ve ulusal bir kayıptır" diyerek içindeki sızıyı dile getirmiştir.

Şeftali ve saman üretelim. Ne işimiz var sanayicilik ile motorla, tankla, tüfekle, otomobille" diyen devlet düşmanı güruh dün bunu maalesefbaşardı.

Belki yarın Türk halkı yerli otomobiline kurulacakfakatsizin gibi zibidilerin tasması hep ithal kalacak.

Gümüş Motoru geçmişte yeseler deBursa/Gemlikli TOGG'u yemelerine izin vermeyeceğiz Allah'ın izniyle.

Yazın bunu bir kenara. Bu yazıyı da kesip saklayın.

"Türkler yola çıktı, dört teker elektrik hızıyla kopmuş geliyor".