Önlenemeyen küresel hegemonik istekler

Atilla Akbaş 19 Kasım 2021 Cuma, 07:30

Çin ile Birleşik Amerika arasındaki küresel rekabetin dozajı her alanda restleşiyor.

Bir buçuk asırdır beş ülke (Portekiz-Hollanda-Fransa-İngiltere-ABD) dönemsel bir sırayla baskın bir rol oynayarak dünyayı sırayla yönetti.

Günümüzde ise dengelerin değişmesi ile patronluğun en önemli adayı tartışmasızÇin Halk Cumhuriyeti.

Onlar ulaştıkları bu seviyeyi yıllar öncesinden tasarladılar.

Sovyetlerin yıkılmasıyla çalışmalarını hızlandıran Çin kendini bir anda nükleer güç seviyesine taşıdı.

Öte yandan ekonomik olarak canlanan Çin ekonomisi kendi modelini oluşturarak başka bir boyutta dünyanın vazgeçilmez tedarikçisi haline geldi.

Ucuz iş gücü ile ürettikleri malları dünyaya ihraç ederek neredeyse dünyayı yeniden fethettiler ve kendi pazarlarına kattılar. Tabi bunu biraz da Tayvan'ın ucuz iş gücüne borçlular.

Ekonomik büyüklüğü şuan için 16,6 trilyon $ olan Çin; Covid-19 krizini de kullanarak güçlendi ve 2028'de Birleşik Devletler hegemonyasını yıkarak dünyanın yeni efendisi olmak için gün sayar hale geldi.

Küresel rekabet yaşadığı rakibi Birleşik Devletlerin ekonomik büyüklüğü ise 22 trilyon $ seviyelerinde irtifa kaybı yaşıyor.

(Gelişme safhalarını atlayarak ilerleyen ülkemiz için ise bu rakam 794,53 milyar $)

Özellikle Global salgın Covid-19 sürecini de Birleşik Devletler iyi yönetemeyince iki ülke arasındaki makas iyice daraldı ve açık kapanmak üzere.

Amerika için öyle sıkıntılı bir dönem başladı ki; dünyanın en seçkin ekonomistleri dahi bu kan kaybının önüne geçemiyor.

Hatta Rusya ve Çin'in önünü kesilemediği gibi, Türkiye, İran, Kuzey Kore hatta ve hatta Venezuela ve Küba'ya dahi söz geçmez oldu.

Çin'in yükselişinin ardından olgunlaşma döneminin sonuna doğru en pik noktasında Hindistan'da katılacak bu yarışa. Ve emin olun ki Çin'i geride bırakacak çalışan kalabalık genç nüfusuyla.

Çin-Birleşik Devletler rekabetiyle gün yüzüne çıkan restleşmeler ve uzlaşmaztavırlar Hindistan'ın ellerini ovuşturmasına neden olsa da; Hintliler henüz bu yarışa hazır değil. Ama eksiklerini tamamlıyorlar. Hatırlayalım bizden dahi deniz gücü desteği istemişlerdi. 

Çin, Birleşik Devletlerin eski etki alanına kurularak nüfuzunu genişletmeye çalışsada;sığ bir it dalaşından sonra devletlerarasındaki bu restleşmenin sonu sanal çatışmalar olarak vücut buluyor.

Bu gibi geniş çaplı hesaplaşmalarda taraflar birbirlerine kuşkuyla yaklaşır ve küçük hamlelerin bile yan etkilerini hesaplarlar.

Bu bağlam da askeri ve ekonomik egemenlik arayışı yakın ve uzak çevre ülkelerinde hegemonya kurma arzusuna dönüşür. Dolayısıyla sistemin yerleşik Süper gücü kendi hegemonyasının tehdit altına girdiği hissine kapılır ve potansiyel gücünü minimize ederek sinsice bekler. Karşı tarafın hamlelerini gözler.

Yükselen güç, büyümesini engelleyen diğer güç adayından kuşkulanır ve savunma başta olmak üzere çeşitli alanlardaki önlemlerini en üst seviyede hazır tutar.

Karşılıklı restleşmelere dönüşen manevralar, savunma harcamaları, ekonomik alandaki liderlik çekişmesi rekabet ortamını önce gizli, sonra açık çatışmaya çevirir.

Çin'in ekonomik düzlemde aştığı mesafe "Bir Kuşak Bir Yol Projesi-Asya Kalkınma Bankası hamlesi ve kurarak öncelediği koridorlar ortaya konduğunda, rakip Birleşik Devletlerinde ekonomik tehdit algısı yükselir ve yeni bir şeyler yapma ihtiyacı hisseder. Elbette açıklar vererek.

Tüm bunlara karşın Birleşik Devletlerin Çin'e uygulamaya çalıştığı aritmetik bilindik çevreleme politikasından öte değildir.

Dikkat edin her gelen Amerikan Başkanı bu stratejiye bağlı kalmıştır.  

Başkanlar bu siyaset tarzlarıyla hedefteki ülkenin komşularıyla iyi ilişkiler kurmayı denemişler, çevreleme stratejisinin oluruna kafa yorarak dizginlemeyi amaç edinmişlerdir.

Öte yandan Çin, Birleşik Devletlerin Süper gücünün doruk noktasına ulaştığını düşünmekte ve artık dibe inme zamanının hızlanmasını beklemektedir. Şimdiden pek çok alanda üstünlük kuran Çin, ekonomik dirayetini siyasi ve askeri bağlamda da derinleştirmek istemektedir. Bu nedenle de zaman zaman Yumuşak güç enstrümanlarını da devreye sokarak sonuç alma çabasına girişmiştir.

Özellikle 3.Dünya ülkelerine yaptığı yatırımlarla hem nüfuzunu artırmış, elini güçlendirmiş, hem de imzalattığı anlaşmalarla o ülkelerin geleceklerine pranga vurmuştur. Okyanus ötesinde ise Birleşik Devletlerin komşularıyla da aynı ilişkilere devam etmiş çevreleme silahını geri teptirtmiştir.  

Çin'in dış politikadaki en önemli hedefleri şunlardır:

a)Kendini gözleyen kem gözlere renk vermeden ekonomik ve askeri gelişimini tamamlamak. 

b)Tayvan'ı kendi bünyesinde evcilleştirmek.

c)Enerji sorununu tamamen çözmek için Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika'daki enerji pazarlarına dahil olmak.

Diğer bir konuysa benzer bir strateji ile Çin, Birleşik Devletlerin güçlü askeri varlığını kendi etki alanlarının dışına çıkarmayı hedeflemektedir. Özellikle de Amerikan donanma gücünü Güney Çin Denizi'nden uzak tutması olmazsa olmazlarındandır. İki ülke arasındaki rekabetin başka bir boyutu da İstihbarat alanında vücut bulmaya başladı. Bu konuda Çin'in İstihbarat ve Askeri Teknolojiler alanında dikkat çeken yatırımlarla sahaya indi. Amerikalı istihbaratçıların dahi kabullendiği bu atraksiyonla Çin'in yükselen bir değer, olduğunu belirtmesi ülkenin bu anlamda da rakiplerine karşı çıkmazda olduğunun kanıtı olarak okunabilir.

Amerikan Dış İstihbaratının belirlediği diğer konu ise; Çin hükümetinin yurt dışında yaşayan vatandaşlarına yönelik sıkıştırma, tehdit, tacizler ve baskı yoluyla Amerikan eyaletlerinde yasa dışı güvenlik takibi yaptırmaya zorlaması olarak ürperti veriyor.

Bu konu da Birleşik Amerika'da pek çok kritik ve köşe yazısı değerlendirmeleri yapılarak, komünist rejimin gelecekte dünya için bir tehdit unsuru olarak algılanması gerektiğine vurgular yapılıyor.

Yeryüzünde Birleşik Devletlerin elinden kayan dünyanın Jandarmalığı Çin ile vücut bulsa da;  kalan kısım ülkeler için değişen bir şey olmadığı gibi ezilen mazlumların feryatları daha yüksek çıkacak gibi.

Şunun iyi bellenmesinde fayda var ki; Komünizm, Emperyalizmden çok daha az merhametli bir rejim. Bu da demek oluyor ki Çin mezalimi kapıda.

Vay insanoğlunun haline (!)