Nahda barajı

Atilla Akbaş 31 Temmuz 2020 Cuma, 07:30

Mısır, Sudan ve Etiyopya'yı  itilafa düşüren Nil Nehri üzerinde ki Nahda Barajı anlaşmazlığı her geçen gün daha da elektrikleniyor.

Olayın uluslararası teknik çıkarlardan ziyade daha çok sümen altı edilmiş restleşmelerinin perde arkasına bakalım.

Uzun yıllar Nil'in bereketinden bencilce ve umarsızca faydalanıp suyun başını tutan  Mısır, günümüzde askeri ve ekonomik bağımsızlığını güçlenerek kazanmaya çalışan Sahra Altı ülkelerinin kendi haklarını talep etmesi karşısında şaşkınlık ve çaresizlik içinde.

Tarih kokan mirasın yanı sıra ekonomik zenginliğini de Nil'e borçlu olan Mısır, akarsuyun güneyden kuzeye akan bir suyolu olduğunu ve bunda komşu devletlerin de eşit kullanım payı olduğu gerçeğini artık kabullenmek zorunda.

40 milyon insanın yaşadığı Nil havzasında Burundi, Eritre, Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Kenya, Kongo, Uganda v.s gibi 11 ülke kaynak ülkeler statüsünde yer alırken; Mısır ve Sudan Nil Nehri'nin döküldüğü ülkeler statüsünde yer alıyor.

Afrika'nın doğusunda yer alan Nil Nehri 6 650 kilometre uzunluğuyla geçtiği yerlerin tarımına, balıkçılığına ve turizmine katkı koyan en önemli unsur niteliğinde.  Mısır ise %95'lik oranı ile bu nimetten en fazla faydalanan ülke.

Sudan'ın başkenti Hartum'da birleşip tek kola inen Nil, buradan önce iki ana koldan da çoğalarak akıyor.   

Bu ana kollara da Mavi Nil ve Beyaz Nil isimleri verilmiş.

Beyaz Nil kolu; Kenya, Uganda ve Tanzanya sınırında bulunan Victoria Gölü'nden besleniyor.

Diğer ana kolu oluşturan Mavi Nil ise Etiyopya/Tana Gölü'nden çıkıp Hartum'da diğer kol ile kesişiyor.

Mısır ile Etiyopya arasında yaşanan mücadele ise işte bu kollardan Mavi Nil üzerinde yapımı süren baraj nedeniyle alevlendi.  

Aslında sorunun temeli epey eski.   

1929'da İngiltere ile Mısır arasında yapılan ve 1959'da güncellenen Nil Nehrinin Kullanımı anlaşmasında sadece  Mısır ve Sudan üzerinden plânlar yapılmış, diğer ülkeler dikkate alınmayarak görmezden gelinmiştir.

21. asır ise onlar için artık uyanma ve hak arama zamanıdır.   

Etiyopya bugün güçlenen eliyle Mavi Nil'in sahibi olduğunu yüksek sesle haykırabiliyor. Mısır ise bunun uluslararası bir nehir olduğu iddiasında ısrarcı.

Etiyopya,  Mısır'ın talep ve önerilerini kinayeli bir şekilde geçmiş yüzyıllarda kullandığı sömürge anlaşmalarına benzetirken, Mısır  ise 1929'da Sudan'ın yanı sıra Uganda, Tanzanya ve Kenya ile yaptığı anlaşmaya dikkat çekerek, Mısır'ın onayı dışında hiçbir su projesinin hayata geçirilemeyeceğini zamanında yaptığı dikta anlaşmasına! dayanarak savunuyor.

Oysa gelişen ve değişen şartlar gözetilmeliydi. 

Böyle bir durumun ortaya çıkmasını tetikleyen etkenlerin başında ise, havzadaki sömürgeci rekabet ve hidro-diplomasi faaliyetlerinin hâlen işletilmesi gelmektedir. 

İngiltere'nin Nil politikaları mirası üzerine kurulan 1959 Antlaşması günümüze kadar uzanan Mısır, Sudan, Etiyopya ve diğer havza ülkelerinin arasına nifak soktu.

Dolayısıyla, geçmişten günümüze uzanan sorunlarda Nil'in paylaşılamaması üzerinde düğümlenmiştir.

Mısır eğer bu kavgada baskın çıkamaz ve masaya oturursa kaybeden taraf olur.  

Çünkü Etiyopya ile birlikte baraj inşaatının arkasında İsrail ile Birleşik Devletlerin çıkarları da söz konusu.

Diğer yandan ise; Nil'in geçtiği ülkeler arasında Sudan en büyük yüzölçümüne sahip olmasına rağmen,  ülke olan Mısır, Nil'den daha fazla pay alıyor ve yıllarca da haksız bir şekilde aldı.

Nil Havzası'ndaki İsrail Parmağı ise eski bir hikaye.

İsrail, Etiyopya'ya Barajın korunması için savunma füzeleri verdi.

İsrailli teknik heyetler de elektrik üretim tribünlerinin çalıştırılması konusunda Etiyopyalılara destek oluyorlar.

İsrail üzerinde durulmasının nedenlerinden biri İsrail-Etiyopya ilişkileri ile ilgili elbette. Etiyopya'da kendilerine Beta Yahudileri denen küçük bir azınlık yaşıyor.

Çoğu İsrail'e göçmüş olsa da, bugün sayıları 4 000 kadar olduğu tahmin edilen bu topluluğun Etiyopya'da hâlâ etkin oldukları bir gerçek.  

Dolayısıyla İsrail'in baraj meselesinde Etiyopya tarafından çıkarı daha fazla.

Gelecek yıllarda da farklı yatırımlar yapıp ülkeyi kendi lehine kullanmak isteyecektir.

Bu da Mısır için suların kesilmesi ve tatlı rüyanın sona ermesi demek.