Kırgız isyan

Atilla Akbaş 23 Ekim 2020 Cuma, 07:30

Bayrağına Ay-Yıldız işlenmemiş, iki Türki Cumhuriyeti'nden biri olan, dünyanın en uzun destanı Manas'ın vücut bulduğu bir coğrafyadır.

Yeşil ve serin bir doğadan; sakin, yalın, mutedil bir yaşama el sallayışla gelen iç karışıklık.

Geçmişin örnek dinginliği bugün içerde birbirini kırıyor. 

Orta Asya'nın kilidi Kırgızistan'da iç karışıklıkların vahameti her geçen gün artıyor.

Şaibeli olduğu iddia edilen 4 Ekim seçiminin yankıları, insan seli isyanıyla sokaklara taştı.

Krizin ana nedeni ise; ekonomik zorluklar, yolsuzluk, işsizlik ve kutuplaşma.

Coğrafi bakımdan önemli bir noktada olan Kırgızistan'ın Afganistan'dan gelen uyuşturucunun transit geçiş güzergâhında olması, ülkede artan mafya unsurlarının söz sahibi olmasına neden oluyor. Bu nahoş durumun ekonomiyi ve etkin siyaseti etkilememesi oldukça zor.

Siyaset bilimciler ülkede yaşanan usulsüzlüklerin Kırgızistan'ı Rusya'ya ve Çin'e daha da bağımlı hale getireceğini düşünüyor.

1991'de ilan edilen bağımsızlıktan bu yana siyasi istikrar bir türlü oturtulamadı. Bunun başlıca nedeni ise ülkede tavan yapan etnik grup çatışmaları, sınır güvenliğindeki açıklar ve terör tehditleri olarak sıralanabilir.  

Ordu olmayan ülke de eğitimli uzman güvenlik güçlerinin bulunmayışı da suçlarla mücadeledeki eksiklikler olarak kendini gösteriyor.  

Sorunlarla boğuşan Kırgızistan'da demokrasinin yerleşmesi zaman alsa da; yapılacak müspet hamleler başlangıç için önemli.

İşin temelinde ise sorunun "etnik milliyetçilik" olduğu devamlı olarak Kırgız gazetelerinde tartışılıyor.

120 sandalyeli Meclisin ülke geneline hitap etmediğine dair yapılan sert serzenişler Anayasa'nın yeniden modernize edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Ülkede toplumsal kitleleri mobilize edecek kalibrede siyasi liderlerin yetişmemesi de ayrı bir çıkmaz.

Teknolojik olarak zaten fena halde çökük ve muhtaçlar.  

Küresel devler Rusya, Çin ve Birleşik Devletlerin Asya'daki çıkar savaşı ise Kırgızistan'ı direk etkiliyor.  

Rusya'nın ülkeyi sahiplenmesi zaten malumunuz.  

Çin seddinin bir ucunun göründüğü ülke de; Çin'in gözüne ise komşu gayet alımlı görünüyor.  Kırgızistan'ı "Kuşak Yol Projesi" nedeniyle dümen suyuna alması başlı başına bir yatırım. Pranga etkisindeki diğer konu ise, Kırgızistan'ın daraldıkça Çin'den devamlı olarak borç alıyor olması. Borcunu da değerli maden ve yeraltı yataklarının kullanımına/çıkarılmasına izin vererek ödüyor! Çin ise buraya kendi firma ve işçilerini getiriyor. Bu aslında ileride daha büyük sıkıntılara gebe kalmak demek.  Aynı yayılmacılık Tacikistan'ı da sarmış.

Rusya bu konuya şimdilik ilgisiz gibi. Fakat umarım silkelenir. Yoksa kaybedeceği bir vilayetten daha fazlası olacak.

Rusya, Çin ve Birleşik Devlet'ler arasındaki bu sıkışmışlık Kırgızistan'ı denge arayışına yöneltse de; organize olmadığından sonuca da ulaşamıyor.

Birleşik Devlerin stratejik önemi nedeniyle göz kırpıp ardından dirsek gösterdiği ve olayların zaman içinde körüklenmesiyle; mirası Fetö' ye terk ettiği ülke; Türkiye'den sonra en aktif kuşatmanın olduğu bir esaretin altında kıvranıyor.  

Türkiye orada önemli adımlar atıp bilinçlendirmeler yapsa da; yaşananlarda Fetö unsurlarının parmağı çok. Hatta daha da önemlisi Fetö'nün Birleşik Devletler'den sonra Kırgızistan'ı ikinci komuta merkezi ilan ettiği küresel medyalara dahi gündem oldu.   

Örgütün burada son 30 yıldır kurduğu okullar sayesinde devlet kadrolarının kılcal damarlarına kadar sızılmış. Kurdukları birkaç siyasi parti ile de bu arenaya ortak olmuşlar.

Yapılan uyarılarla Kırgızlı otoriteler harekete geçmiş, gelecek tehlikeye karşı önlem paketi hazırlamışlar. Hatta ülkemizde eğitim görmüş Kırgız gençleri bu konunun üstüne daha da eğilerek siyasi olarak teşkilatlanmışlar. (Tertip Partisi)

Halklarını bilinçlendirmek şiarıyla işgalin/darbenin önünü almaya çalışmışlarsa da; bu defa da kendi halklarının, Kırgız isyanının önünü alamamışlardır.

Bölgedeki diğer önem arz eden konu ise toplumların kutuplaşmasıdır.

Özellikle tarihten gelen Kuzey-Güney çekişmesi ve Rus-Özbek çatışması endişe verici boyutlarda restleşiyor.

Yaşanan anlaşmazlıklardan usanan halk çareyi Özbekistan'a sığınmakta buluyor.

Tarafımıza ulaşan haberlere göre ise, her iki tarafa da ateş açıp sonra kaybolan suç çeteleri iş başındaymış.  

Bu verilere göre oluşan stratejiyse belli ve tanıdık aslında.

Büyük güçler Orta Asya'da lokmaları küçültme hesabına başlamışlar.