Mizaç değişir mi?

Zahide Tosun 02 Aralık 2018 Pazar, 07:40


De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir. (İsra-84)
Kâinatta muhteşem bir nizam hakimdir. Dünyanın hareketinden, toprağın kıpırtısına, denizlerin coşmasından, rüzgarın uğultusuna, mevsimlerin yer değiştirmesinden, damarlarımızdan akan kanın sıcaklığı ve rengine, organlarımızın şekillerinden büyüklüğüne, sayılarına ve yerlerine kadar her şey muntazam bir düzenle planlanmıştır.
İnsanı, eşyadan çok daha üstün bir donanımla yaratan Allah'tır. Allah'ın yaratmasında, insanın mizacını belirlemede asla bir kusur ve eksiklik yoktur. Allah her birimizi aynı denge ile yaratmıştır. Hadis-i Şerif'te geçtiği üzere 'Her insan fıtraten İslam fıtratı üzerine yaratılmış, sonra ailesi onu şekillendirmiştir.'
Bir bardak saf, temiz bir su olarak yaratıldığımızı düşünürsek önce girdiğimiz kabın (ailenin) şeklini alıyoruz değil mi? Sonra bize katılan malzemelerle rengimiz, kokumuz ve tadımız değişiyor.
Suyun içine damlatılan bir damla portakal, çilek, vişne vs... esansı, suyun rengini kokusunu ve tadını değiştirmez mi? Elbette değiştirir.
İşte bize öğretilen bilgilerle rengimiz, kokumuz ve tadımız mizacımızı şekillendirmeye başlıyor. Yavaş yavaş, adım adım gelişiyoruz. Ve karakterimiz oluşuyor.
Adına ister mizaç, ister fıtrat, ister huy, isterseniz karakter diyelim tertemiz yaratılır, sonra biz anne-baba ve eğitimcilerin elinde şekillenir. Sonra da "can çıksa da huy çıkmaz" dediğimiz hal donar kalır kabın şeklinde. Mizacı birden bire değiştirmek asla mümkün değildir. Çünkü karakter istediğimiz gibi değil, geliştirdiğimiz gibi olur. Düzeltmek istediğimiz huyları birden bire değiştirmeye çalışmak haddi aşmaya, hatta şirke, isyana kadar götürebilir insanı.
Kâinatta "tedric kanunu" hâkimdir. Yani her şey birden bire değil kademeli olarak yaratılmıştır.
Kudreti sonsuz olan Allah, bu âlemi bir anda yaratmak yerine, evreler halinde yaratmıştır. Ne ağaçlar bir anda büyürler, ne meyveler bir anda rengini ve tadını oluşturur, ne yumurtalar hemen kuş olur, ne de nutfeler bir anda insan haline dönüşür.
O halde, acele etmemek, sebeplere tam riayet ettikten sonra neticeyi sabırla beklemek de mizaca uygun hareket demektir. Acelecilik fıtrata zıttır ve sonu hüsran olabilir.
Az önce bir bardak suyu örneklendirmiştik, şimdi de biz bu suyu tekrar özüne döndürmek için ne yapmalı? Bunu düşünmeli...
 Üzerine saf su ilave etsek, tekrar yeniden dolu bir bardağın üzerine su doldurmaya devam etsek bardak yavaş yavaş taşar, içindeki rengi ve kokusu karışık olan su akar gider ve bir müddet sonra bardakta kalan su yine Allah'ın yaratmış olduğu saf ve temiz halini almaz mı? Deneyelim ve görelim. Bardaktaki suyu kaldırıp dökersek kaybederiz. İçini boşaltmadan, yavaş yavaş doldurmalı güzel huylarla zihinleri.
Şimdi derseniz ki bizim bardaklar doldu, dondu, beton oldu, buz oldu. Olsun... Çözümü yok mu? Önce sabırla ve bir sıcacık ortamla çözülmesini beklemek... Sonra deneyelim bakalım. 7'sinde neyse 70'inde de o mu olur insan. Mevsimler değişiyor, dallar kuruyor ve yeniden çiçek veriyor, ibret almaz mıyız?
İnsan daima öğrenir, öğrendikçe dönüşür. Çekirdekler tomurcuğa dönüşüp büyürken, fidanlar ağaç olmaya doğru yürürken, yumurtalar kuş olup uçmaya çabalarken, insanın yerinde sayması uygun mu bize?
İnsan da bu kâinatın meyvesi olduğuna göre, bu meyvenin kendi ağacına, yaratılış fıtratına, yaratanın isteklerine ters düşmesi, asi olması mümkün olmamalı.