Begüm Kartal

Sibel Akıncı 02 Kasım 2019 Cumartesi, 07:30

Begüm'le yolumuz Bursa Fen Kolejinde kesişti.

Ben 11-E'nin sınıf öğretmeniydim. Aslında sınıf öğretmeni değil ablasıydım neredeyse.

Her şeyi paylaşırdık onlarla.

Sinemaya, korku evine, tiyatroya, ödül törenlerine, huzur evi ziyaretlerine beraber giderdik.

Hepsinin doğum gününü özenle bir kağıda yazmış, sınıf panosuna asmış ve hiç birinin doğum gününü atlatmadan hep kutlamıştık. Biz onlarla aile gibiydik.

Hayatımın en güzel senesini bende onlarla yaşamıştım.

Biz öğretmenler için öğrencileri çok değerlidir. Onları ailemizden biri gibi görürüz. Bunu öğretmen olmayanlar anlayamaz, hatta abartı gelir.

Begüm Kartal'da 11-E sınıfına geldi bir gün.

Sınıfta iki Begüm oldu. Çok da iyi arkadaş oldu iki Begüm. Yan yana oturdular, birbirlerine gelip gittiler. İyi kötü birçok anı beraber paylaştılar.

Yılbaşı çekilişi yaptık sınıfta, Begüm'e ben hediye aldım.

Bir gece lambası.

Üzerine de not düştüm. Bu lamba sadece geceni değil tüm geleceğini aydınlatsın diye.

Çok sevindi. Odasının baş köşesine koymuş lambayı, hatta fotoğrafını attı bana.

Her öğrencim çok özeldir benim için ama 11-E sınıfının yeri ayrıydı, okuldaki herkes de bunu bilirdi.

Sınıfta rehberlik derslerimizde hayata dair her şeyden konuşurduk.

Ben onlara duygularını yazdırır, anlattırır bu yüzden onları çok iyi tanırdım.

Begüm kediden çok korkardı.

Bir akşam ödül törenime gelmişti.

Dönüşte de ailesi beni eve bırakmıştı, Begüm'de benimle evime çıkmıştı.

Sisi'ye yani kedime dokunmak için o gece baya mücadale etmişti ve bundan sonraki süreçte yavaş yavaş kedilere ve diğer hayvanlara dokunmaya alıştı.

Hatta bir gün bana bir köpekle fotoğrafını atmıştı, bakın artık korkmuyorum demişti.

Son senesinde de hep beraberdik, o üniversite hazırlığı telaşında neyi nasıl yapsam diye düşünüyordu.

Bir gün elinde bir parfüm gördüm, Cacharel  Noa. O parfüm benim için artık Begüm'le özdeşleşmişti.

Ve sonunda, gururla mezun ettim onları. Begüm harika bir konuşma yaptı mezuniyette.

Gözyaşları içinde dinledim.

Annesi Melek Hanım ve babası Haluk Bey'inde gözlerinde de gözyaşı ve gururu gördüm.

Bir öğretmen, bir anne ve bir baba için bundan daha güzel bir an olamazdı.

Sonra üniversiteyi kazandı, şimdi benim yaşadığım şehir olan İstanbul'a geldi.

20 Mayıs'ta annem doktor ihmali sonucu felç geçirdi. Hiç bir hukukçu arkamızda duramadı, doktor ihmalini kanıtlayamayız dediler.

Ben annem rahatsızlanınca İstanbul'a döndüm ve tam da anne bu hastalıkla mücadele ederken Begüm'ün haberini aldım. Yasal sınırın 3 katı alkollü biri durakta bekleyen Begüm'üme çarpmıştı ve Begüm hayata tutunamamıştı.

Hem de bir proje çalışmasından dönerken olmuştu tüm bunlar.

Dünya başıma yıkıldı.

Ne hissettiğimi kelimelerle anlatabilmem mümkün değil.

Ben öğretmeni olarak günlerce kendime gelemedim.

Ona yıllardır emek veren anne baba ne yapsın?

O bir ailenin tek çocuğuydu.

Begüm'ü kaybedince 3 şişe Cacharel Noa aldım. O koku bana Begüm hala yanımdaymış, sınıfımdaymış gibi hissettiriyor.

Begüm hayatını kaybedince organları 4 kişiye can oldu

Şimdi organ bağışı haftasında 4 Kasımda Begüm'ün duruşması var.

Annem için adalet sağlanamadı.

Ben Begüm için adalet istiyorum.

Bu yazıyı okuyan herkesten 1-4 Kasım arasında #begümiçinadalet hashtagiyle sosyal medyada destek bekliyorum.

Kartallar yüksekten uçar ama Begüm'ün kanadını henüz 19 yaşındayken kırdılar...