Kadın

Selin Özcan 10 Mart 2018 Cumartesi, 07:29

Bu gün mağazalardaki kadınlara yine, birileri tarafından onaylanmaları adına daha iyi görünmelerini sağlayan indirimler ve ekonomiyi hareketlendirecek pazarlama stratejileriyle kutlanan  8mart, aslında 1857'de ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasındaki greviyle başlayan ve polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesiyle içeride çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçinin can vermesinin yıl dönümüdür. Yani aslında yalnız Dünya kadınlar günü değil, 'Dünya emekçi kadınlar günü' dür. Böylesine güçlü bir direnişin yıldönümünde kadınların bu denli toplumun gerisinde kaldığı bir coğrafyada kadın olmanın ne demek olduğuna bir göz atalım.

Küresel cinsiyet eşitsizliği raporuna göre, Dünya'da kadın erkek eşitliğinin sağlanabildiği 144 ülke içinde yalnız 25 ülke mevcut. Türkiye ise bu sıralamada, Moritanya İslam Cumhuriyeti'nin bir gerisinde ve Asya'da ki Bahreyn Krallığı'nın bir önünde 130. sırada yer alıyor. 2017'de Türkiye'de 409 kadın cinayeti işlendi. 332 Kadın cinsel şiddete uğradı. 387 Çocuk cinsel istismara maruz kaldı. Üstelik bu rakamlar yalnız kayıt altına alınanlar!

Doğada kadının erkekten daha güçlü olduğuna dair her hangi bir kanıt bulunmazken, toplumun kadınları bu denli geride bırakması neden? Kadınlar ve erkekler arasındaki bu eşitsizlik Hindistan'daki kast sistemi ve Amerika'daki ırk sistemi gibi hayal ürünü müdür? yoksa derin biyolojik kökleri olan doğal bir ayrım mı? Eğer bu gerçek bir doğal ayrımsa, kadınlardan ziyade erkeklerin ayrıcalıklı olmasının biyolojik bir açıklaması var mıdır?  

Fiziksel güç! Erkek egemen birçok topluma göre bu farkın temel sebebinin erkeğin fiziksel gücünden kaynaklandığı görüşü mevcuttur. Ancak bu görüşü benimsemeden önce güç kavramını doğru tanımlamak gerekir. Kadınlar genellikle açlığa, hastalığa ve yorgunluğa erkeklerden daha dayanıklıdır, ayrıca erkeklerden hızlı koşabilen ve daha büyük ağırlıkları kaldırabilen pek çok kadın vardır. Yani, eğer toplumsal güç, fiziksel güce veya dayanıklılığa göre dağıtılsaydı, kadınların çok daha fazla toplumsal güce sahip olması gerekirdi.

Daha önemlisi ise, insanlarda sosyal güç ile, kas gücü arasında doğrudan ilişki yoktur!

Neden gençler yerine daha yaşlı insanların toplumun önemli karar mercilerinde yer aldığına bakarak bu önermenin sebebini anlayabilirsiniz. Eğer savaşma beceriyle erkek egemenliğinin ön planda tutulması gerektiği fikri öne sürülüyorsa bile, savaşın bir bar kavgası değil, bir strateji projesi olduğunu hatırlatmalıyım. Bir örgütlenme, işbirliği ve ödün verme becerisi gerektirir. İçeride barışı korumak, dışarıda müttefikler bulmak, diğerlerinin (özellikle de düşmanın) aklından neler geçtiğini anlamak, zaferin anahtarıdır. Dolayısıyla, saldırgan kaba kuvvet genellikle bir savaşı yönetmek için en kötü araçtır. Bundan çok daha iyisi, nasıl ve nerede ödün vereceğini bilen, yönlendirebilme becerisine sahip, farklı bakış açıları olan ve işbirliğine yatkın birilerinin savaşı yönetmesidir ve imparatorlar da bunlar arasından çıkar.  Bu perspektiften bakınca, erkeklerin savaş becerileri sebebiyle toplumda ön plana çıkıyor olma fikri de çok anlamlı değildir. Çünkü yine, stratejiler üreten, kompleks düşünme yeteneğine sahip ve ortalığı sakinleştiren kadınlar yerine, düz mantık erkekler savaş sahnesinde yer almıştır.

'Biyoloji izin verir kültür engeller.'

Erkek egemenliğine dayanan bir toplumun her hangi bir biyolojik açıklaması henüz kanıtlanmamışken, kadınların bu sahnede rol alması yine kadınların istikrarı ve becerileri sayesinde olacaktır. Bu istikrar ise, toplumun göz önünde olan medya ürünü bir kadının; 'Ben şeyciyim. Erkek çalışsın, kadın evde çocuklarını kendi büyütsün, yemeğini yapsın, kocasını karşılasın" görüşü yerine, kadınların toplumda 'kurban değil, lider' olması görüşünü destekleyen zihinlerle elde edilebilir. Kadınlara, Fransa'dan ve İtalya'dan 11, Romanya'dan 12, Bulgaristan'dan 13, Belçika'dan 14, İsviçre'den ise 36 yıl önce seçme ve seçilme hakkı tanıyan Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra, bu ülkede kadınlara en güzel sözü yine karşısındaki cinsiyeti korumaya ve onun haklarını desteklemeye çalışan bir erkek söylemiştir. 'Kadın evinde üretimden çekilip bütün istikbalini bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, günün sonunda bir gün aklının karışmasına yanılgılarına bırakmamalı."