"Önceki İmamoğlu, sonraki İmamoğlu"

Selahattin Erkan 31 Mayıs 2019 Cuma, 07:00

Kim ne derse dersin, 18 günlük İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğu Ekrem İmamoğlu'nu değiştirmiş.

Kanaldan kanala gezmek, ilgi alaka beklenmedik bir şekilde gazeteci "paralama"ya, hafife almaya kadar garip bir özgüven aşılamış.

Tipik bir "güç bende" gösterisine dönüşmüş.

Biz neden şikâyetçiydik; "koltukla kendini güçlü gören kifayetsiz muktedir"lerden değil mi?

Ne yalan söyleyeyim, benim 80'li yıllarda Bursa Marmara Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptığım dönemlerde fahri gazeteci olarak gazeteciliğe başlayan (Bir çok duayen gibi...) Ahmet Hakan'la, gençlik yıllarından tanışırım.

Ben devlet memuru, o duayen, popüler gazeteci olduktan sonra hiç görüşmedim.

Belki sosyal medya üzerinden olabilir.

Aradan geçen otuz beş, kırk yıl... Gazeteciliğini; görsel medyada iken beğeniyordum.

Yazılı basında, "kalemini" etkili kullandığını kabul etmeliyim.

Etkili bir gazetede yazmak da "etkide" etkili!

Neyse, dönelim biz bugünkü konuya; İmamoğlu önce Ahmet Hakan'a konuk oldu.

Sorulan soruları öylesine hafife aldı ki; benim kanaatim 31 Mart Seçimleri öncesi bu tür sorulara cevap vereyim diye balıklamasına atlardı.

Hatta böyle sorsunlar, sorulmasını çok isterdi.

 Ahmet Hakan'ın sosyal medyadan derleyip toparlayıp, samimi ifadelerle İmamoğlu'na yönelttiği sorulara cevap vermek bir yana, "geçelim bunu","bunu söyleyeni ciddiye almıyorum","bakim ne diyo", "öyle demiyo siz anladınız onu diyo","vay sayın ki ben cevap vermedim, bunu niye açıyorsunuz","size tavsiye ediyorum başka konuya geçin".

Ahmet Hakan'a aklınca ayar veriyor. Hiç yaşamadım bunca siyaset takipçiliğime rağmen.

Rahmetli Erbakan, çok gazeteciye ayar çekerdi ama nezaketi hiç elinden bırakmaz, gazeteci ile çok sürtüşmesine rağmen "nazikçe, nefsini okşayarak" yapılan yanlı soruları bile nazikçe cevaplamadan konuyu başka alana çekerdi.

İmamoğlu'nda bunca şişirmelere rağmen, ben o "manevra kabiliyet"ini göremedim.

Hakkında iddia atan bir ilçe belediye başkanını küçümseyerek,"buraya ünlem işareti koyun bırakın" demek neyin nesidir?

Seni kim tanıyordu?

Sen de, hafife aldığın Kâğıthane Belediyesi'nin yarısı kadar bir ilçenin; Beylikdüzü'nün Belediye Başkanı idin.

On sekiz günlük "büyükşehir koltuğu", senin hakkında bir soru soran, kendi ilçesi Kâğıthane'nin yüzde 60'nın oyunu almış ilçe belediye başkanını "küçük" görmeyi mi getirdi?

Ahmet Hakan'ı beğenirsiniz beğenmezsiniz, ben gazetecilik yaklaşımı olarak çok hafife alındığını algıladım!

Ahmet Hakan, dünkü köşesinde İmamoğlu'nu önceki ve sonraki diye çok güzel izah etmiş.

31 Mat öncesi her türlü "çanak, tuzak"ları; kendi lehine çevirme manevrasını iyi yapıyordu.

31 Mart sonrası, kendi kalesinde "gol" olarak görmeye başlamış.

"Büyük koltuk", "küçük koltuk" ayrımını yapmak eski CHP'lilik hastalığıdır.

Hep "öteki" görme hastalığı.

Tek hâkim kendilerini gördükleri için "göbeğini kaşıyanlar" grubunu kabul etmeleri zor oldu. Belki de kabul etmiş görünüyorlar. Bunca zamana rağmen.

Hele birkaç gün sonraki Habertürk'te Didem Aslan'ın programında Nagehan Alçı'nın sorduğu soruları, "sert","maço" ve siyasi nezaketten uzak reddetmenizi nasıl izah edeceğiz?

Nagehan Alçı, takip ettiğim bir gazeteci değil. Yöntemi benim yöntemim değil.

Ancak sorduğu soruları "tuzak soru" olarak niteleyebilmek için "niyet okumak" lazım.

İstanbul, Türkiye demek... İstanbul'u alan Türkiye'nin en büyük temsil makamlarından birini kazanmış olur.

Bunun içindir ki; İstanbul'un koltuğunda oturacak kişinin, o koltuğa talip olan kişinin Türkiye'nin genelini ilgilendiren konularda da fikrinin olması gerekmez mi?

Ülkenin gündeminde olan konuları sormak "tuzak" mıdır?

"Bana İstanbul'u sorun" deyip gazeteci aşağılamak, "tuzak soru", "çanak soru" mantığıyla elinin tersiyle terslemek..

Anladığım şudur; 31 Mart önceki İmamoğlu ile 31 Mart sonraki on sekiz günlük "büyük koltuk" tatmış İmamoğlu "büyüklük" akımına kapılmış.

"Ekrem İmamoğlu'nun söylediklerinden bir şey çıkaramadık!"

Yani, bir başkan kendisine bir soru yöneltmiş. Rahatsız edici olabilir, cevap vermeyebilirsin ama onun da yolu yöntemi vardır.

Ülkenin doğusun ilgilendiren konularda bir görün vardır mutlaka.

Sen İstanbul'a talipsin. Bir şeyler söylemen lazım. Söylemeyebilirsin ama "fincancı katırlarını ürkütmeyeyim" diye karşıdaki gazeteciyi alaşağı etmek olmaz.

Ne yani; aman ha "bir şeyler söylerim" birileri bana oy vermez kaygısı, her şeye rağmen günümüz siyasetinde makbul görmemeli.

31 Mart İstanbul seçimleri halkın gözünde "mağdur" yaratmıştı.

İnşallah 23 Haziran seçimlerinde hak yerini bulur.

Aman ha...