İktidarın yarattığı kişilik bozuklukları!

Selahattin Erkan 15 Mayıs 2019 Çarşamba, 07:01

Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan çok açık, net bir şekilde partisi içinde bulunan iktidar heveslilerine sert bir dille; "Sizin yüzünüzden iktidarı da kaybedeceğiz, bu çatı altında nimet peşinde koşanları trenden atacağım" dedi.

Daha ne desin?

AK Parti'yi milletin partisi görünümünden, umudun partisi olmaktan çıkarıp kendi heves ve çıkarlarına alet edenlere daha ne desin!

"Türkiye'nin bekası uğruna kendi ajandalarını öne çıkartanlara izin vermeyeceğiz!"

Partide Genel Başkan Yardımcılığı yapmış Prof. Dr. Yasin Aktay, önceki gün kaleme aldığı yazısında, Cumhurbaşkanı'nın kısaca söylediklerini daha etraflıca anlatmış:

" Kendi kibrimiz, hasedimiz, kendimizi aşırı önemseyişimiz, bastıramadığımız narsizmimiz, dünyaya düşkünlüğümüz, sair kalp marazlarımız, komplekslerimiz...

Kimse sağına, soluna bakıp bende bundan eser yok demesin. Hepimizde var bunlardan. Başkalarına verilen bize neden verilmediği üzerine kafayı yiyişlerimiz. Her türlü makama, göreve her zaman her kesten kendimiz daha layık görmelerimiz, oysa ehil olmayanlara verildiği için kesip kavurmalarımız..."

Adalet, hak, hukuk isteye isteye, 40 yıllık mücadele sonucu iktidara gelindi.

 Kimlerin karşısına dikilinmedi ki? Kaç darbeden, ne acılar görüldü? Ve sonunda millet anahtarı verdi.

Gelinen noktada insanlar dikilmiş karşılarına; "hak, hukuk, adalet istiyoruz" diyorlar. Başkan Erdoğan bilmiyor mu; kırk yıldır hak, hukuk adalet savaşı vererek iktidara gelindiğini!

Eğer bugün hak, hukuk adalet diyerek insanlar karşılarına dikiliyorsa, bu dirence tez zamanda karşılık bulunmaz ise  "gidici" olunacağını en iyi Sayın Erdoğan biliyor.

Partisinin kuruluşundan bu yana geçirdiği evrelere bakılırsa, kendi heva ve hevesleri uğruna teşkilatlanan çıkar grupları neredeyse teşkilatları ele geçirdiler.

Ey! Teşkilatlar vallahi durumunuz ciddidir.

Belki de vahim.

Yol bitti! Doluştuğunuz treni boşaltma zamanı geldi.

------------------------- kutu---------------------

Şikago'da yaşayan ünlü Türk genetikçi Hande Özdinler'in annesinin vefatından sonra yazdığı hem bilimsel hem de duygusal yazısı...

MİTOKONDRİSİ BENDE KALDI!..

(Anneler Günü'ne özel)

"Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye'ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti...

Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı...

Enerji santrali, kaynağı anne

İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.

Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.

Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız?..

En karmaşık yapı.

Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNA sı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.

Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer.

Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA'sına, o DNA'nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik...

Ben bugün laboratuarımda mikroskobumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti...

Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı..."

Neden cennet anaların ayakları altındadır şimdi daha iyi anladım.