Tevhid Mesajı" Okuyorum (8) "Biz Uhud'u severiz, Uhud da..!" (1)

Prof. Dr. Şaban Şimşek 11 Ocak 2019 Cuma, 08:08

Aaah! Uhud; Allâh Rasûlü'nün muhabbetiyle sırılsıklam Uhud... Şehîdlerin meş­hedi Uhud... Kıyâmete kadar gelecek ümmete ilahi ikazların, Kur'an-i hikmetlerin membaı Uhud.

Evet, Uhud öyle bir mevzu ki, Kur'an'da bir başka örneği var mıdır bilmiyorum, koskoca bir sürenin (Âl-i İmrân) giriş pasajları hariç, ardı ardına tam 75 ayeti bizatihi ona tahsis edilmiş! Her şey ayrıntısıyla kelâma dökülmüş. Öyle ki onları iyice okuyup, dipnotlar-ek bilgiler yanında biraz da hayal gücü ekleyince, adeta yüzyıllar öncesine avdet ediyor, o kutsal savaş mahalline giriyor insan.

Bir cümlelik özetle; Âl-i İmrân 118, 119, 120'de mana itibarıyla "Sizin gibi inananlardan olmayanları sırdaş-dost edinmeyin, sizden gibi görünürler ama onlar sizin için iyilik düşünmezler. Aksine iyilik halinizde onlara fenalık gelir, öfkeden-hasetten tırnaklarını yerler.  Ama siz Allah'ın emrine uygun yaşarsanız onlar bu kötülükleriyle (hileleriyle, tuzaklarıyla) size zarar veremezler." diye buyrulduktan sonra aynı temanın devamı olarak tamamıyla "Uhud Savaşı" konu ediliyor ve Allah Resulü'nün emirlerine uymamanın, yeteri kadar sabır göstermemenin, Allah'a tevekkül etmemenin doğurduğu kötü sonuçlar (Yenilgi) dile getirilerek inananlara ve dahi Ehl-i Kitaba ahlaki akideler hatırlatılıyor, bunların korunmasına dair ilahi emirler-mesajlar veriliyor. 

Kanımca buradaki en büyük espri; konunun, başlarında Hz. Peygamber olmasına rağmen (Allah'ın El Hakim sıfatıyla) Müslümanlara (Dersler almalarına yönelik olarak) tattırılan (Uzun dönem sonuçları itibarıyla aslında hayırlı)  bir "yenilgi" üzerinden işleniyor olması, her türlü anlatımın canlı örneklendirmeler ile yapılmasıdır.

Ben de bütün bunları okurken verilmek istenen ilahi mesajlara bu nokta-i nazardan baktım ve şunları düşündüm:

- Acaba; hep başarılarla giden kişi, grup, cemaat veya bir siyasi partinin, grup içerisinde yapılan yanlışlara dikkati çekmek üzere, arada bir (Veya bir defaya mahsus) mağlubiyete uğraması (Müstehak görülmesi) dinin bir gereği midir?

- Daha da açık sorarsak; bu bağlamda bir yenilgi, Kur'an'da hem de bu kadar geniş ve açık olarak zikredildiğine göre farz-ı kifaye'den sayılır mı? Yani ilim erbabının farzın bu çeşitinden kabul ettiği "iyiliği emredip kötülükleri savmak, ilimle uğraşmak, kazanılan meslek ve sanatı (güzelce) icra etmek, mesela bir hastayı tedavi etmek, bir olaya şahitlik etmek ya da cenaze namazı kılmak" kadar da olsa Müslüman'a bir yükümlülük getirir mi bu ayetler?

- Ya da bu ayetlerin bize yüklediği sorumluluğu; "burada kati bir emir yoktur, dolayısıyla farz olamaz. Sadece zannî bir durum vardır" deyip "vacip" mi saymak lazım?

- Veya bunu sadece "müstehap" (Allah'ın rızası üzere olan, yapılması eftal olan, teşvik edilen) olarak mı değerlendirmek daha doğru olur?

- Yoksa, Hz.Peygamberimizin ashabına (bile) böyle bir ilahi ders verilmiş olsa da benzer bir olayın tekrar yaşanması hususunda; "Kur'an'da böyle çok özel bir örnek var zaten; ders alınacaksa oradan alınsın. Almayanlar, otorite sahipleri veya yönetilenler her kimse,  öbür dünyada hesabını versin. Bu dünyada, hele de 'her zamankinden daha çok lazım olan  birlik-beraberlik (!)' atmosferini unutup böyle bir yenilgiyi mazur görmek, ve bunun neticesinde şu ya da bu kişiye, gruba, kuruma, takıma, lidere, siyasi partiye, devlete (muhtemelen) zarar vermek hayra hizmet etmez" mi denmeli? 

- Bir de şu amansız soru takılıyor aklıma... Hep galip gelen, kişisel ya da kurumsal yaşamlarını hep (Görünür) zaferlerle götüren herhangi bir yer-makam-mevki sahibi otorite veya grup-takım-siyasi parti vs., şayet içlerindeki münafıklar ya da bizzat kendilerinin hataları yüzünden böyle bir yenilgiye düçar olursa bunu hazmedebilirler mi?.. Bizzat kendilerine ve gruplarına, takımlarına, topluma, devlete yansımaları ne olur?..

Mesela, aralarında sevgili amcası Hz.Hamza'nın da bulunduğu 70 şehide rağmen "Biz Uhud'u severiz Uhud da bizi sever" diyebilen Hz.Peygamber misali latif bir olgunlukla karşılayabilirler mi bunu?.. Ve hatalarını kabul edip, bundan dersler çıkarıp, Allah'la ve milletle sözleştikleri akideler doğrultusunda kendilerine çeki düzen vererek hak ve adalet üzere yollarına devam edebilirler mi?

Evet, Âl-i İmrân süresini okurken, Uhud'la ilgili ayetleri irdelerken, birbirinden çok farklı tefsirleri aynı manada buluşturmaya kafa patlatırken ve de bunları güncele, yani hayata taşımaya çalışırken bu sorular geldi aklıma...

Belki de hiçbir yerde bulamayacağınız kadar berrak bir dille aktaracağım o ayetlerden anladıklarımı ve "Uhud'tan hikmetler" olarak sıralayacağım bazı kıssadan hisseleri yazının devamında bulacaksınız.

Yukarıdaki soruların cevaplarına gelince... Onları sizlere; sizin anlayışınıza, aklınıza, yüreğinize, inancınıza, imanınıza bırakacağım!

Malum; "her koyun kendi bacağından asılır."