Kur'an'a göre ulü-l emre itaat- 2 Tevhid mesajı okuyorum- 25

Prof. Dr. Şaban Şimşek 13 Nisan 2019 Cumartesi, 07:00

Ulü-l emrin yetkileri, üzerimizdeki hâkimiyetleri sınırsız mıdır? Her durumda onlara itaat zorunlu mudur?

Bazı zamanlarda ve zeminlerde öyle bir hava estiriliyor ki Ulü-l emre, yani idareciye, her ne icraatta bulunursa bulunsun ve bunu hangi yöntemlerle, enstrümanlarla ve saiklerle yaparsa yapsın mutlak itaat edilecektir!.. Eksiği söylenemez saygısızlıktır! Yanlışı söylenemez haddini bilmezliktir! Aksi söylenemez asiliktir, mürted ilan edilmenin gerekçesidir!..

Peki, ulü-l emr yanılıyorsa ne olacak? Ona doğru yol, Kur'an'ın tebliği, Peygamberin sünneti, kul hakkı, adalet, liyakat hatırlatılmayacak mı? "Eğer bunların tersine hareket edersen, kılıçlarımızla düzeltiriz" demesek/diyemesek bile hiç olmazsa "bu yanlış yolda seninle birlikte yürüyemeyiz." demeyecek-diyemeyecek miyiz? Hep arkasından yürümeye, ona destek olmaya mecbur muyuz?

Öncelikle şunu asla unutmamak gerekiyor; Hz. Peygamber bile Habibullah sıfatına sahip iken layüsel değildi ve kesinlikle bir uluhiyeti de yoktu. O da sadece bir beşerdi ve bu babta O'nun da eksikleri vardı, yetkileri sınırlı idi. Pek çok ayette görevinin tebliğ ve uyarıcılıkla sınırlı olduğu, inananlara muhafız olarak da gönderilmediği zikredilmiştir (En'am 107, Yunus 49, 108, Nahl 35, 82, Furkan 56, Ankebud 50, Ahkaf 9, Şura 48.

O konuşulmaz, itiraz edilmez, hak aranmaz da değildi. Mücadele 1 Hz. Peygambere hitaben; "Allah, kocasının kendisine zihar uygulaması ('Sen bana annem gibisin' deyip koca olarak bir daha yaklaşmamak!)  hakkında seninle tartışan (Hüküm için ısrarla çözüm arayan) ve şikâyette bulunan kadının sözünü işitti (Onun dileğini kabul etti.)" der.

Bilmeyenler belki şaşıracaktır ama Hz Peygamber bazı eksiklerinden dolayı Kur'an da Allah tarafından pek çok kez tembihlenmiş ve tabir-i caiz ise ikaz edilmiştir:

Enfâl 67-69 "Doğrusu henüz düşmanın gücünü tamamen yok etmemişken, onlardan ele geçirdiğiniz esirleri fidye karşılığında salıvermeniz yanlış bir davranış olmuştur...

Tevbe 43-46: "Ey ilahi merhamete ve affa mazhar olan elçimiz Muhammed! Bu yalancı münafıklar gelip çeşitli bahaneler uydurarak senden (Tebuk seferi için) muafiyet istediklerinde onlara derhal izin vermek yerine doğru söyletip söylemediklerini inceleseydin (Daha iyi) olmaz mıydı?.."

Abese1-2: "Ey elçimiz! Mekke müşriklerinden ileri gelenlere, ısrarlı inkârlarına rağmen tevhidi kabul ettirmek için çok gayret ettiğini ve zaman harcadığını bu sebeple Müslümanlarla yeterince ilgilenmediğini  (Âma bir şahıs olan İbn-i Ümmü Mektum'la görüş-e-memiş olması kastediliyor) biliyoruz. Sen onları bırak da yanına gelen o âma şahıs gibi seni can kulağıyla dinleyip öğüt almak ve tevhidi kabul etmek arzusu duyanlara davetini sürdür..."

Tevbe 80-85, Münafikûn 6'da benzer örneklerdendir.

Kur'an'da yer almayan iki örnekle konumuzu sonlandıralım...

Birincisi: Uhud Savaşı'nda Hz. Peygamber'in savunma savaşı fikrine genç sahabilerin itirazları sonucunda meydan savaşı ısrarlarını kabul etmesidir ki neticede ağır bir yenilgi alınmıştır (Şüphesiz ki Allah'ın muradı böyle idi ve bunda hikmetler vardır..)

İkincisi: Hz. Peygamber, Allah'tan başka ilah olmadığına kalpten inananları cennetle müjdelemesi için Ebû Hureyre'yi gönderdiğinde, Hz. Ömer onu geri çevirmiş ve bizzat Hz. Peygamber'e gelerek, "Ey Allah'ın elçisi! Eğer böyle yaparsan yanlış olur. Çünkü insanlar buna güvenirler ve amel etmekten geri kalırlar diye korkuyorum." demişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber de "Öyleyse bırakın onları" (Amel etsinler) diye buyurmuştu!

Bu noktadan sonra ben daha fazla bir şey demeyeceğim. Dini hayattaki cemaat önderlerine, siyasi hayattaki liderlere ve meri kanunlar çerçevesinde resmi görevdeki amirlere itaata ve onun sınırlarına artık sizler karar verin.