Dinimizde hırsızlığın cezası 'el kesme' midir? (2)

Prof. Dr. Şaban Şimşek 08 Haziran 2019 Cumartesi, 07:30

(Dünden devamla)

Aslında Cahiliye döneminde yaygın olarak kullanılan el kesme cezası Hammurabi kanunlarında da vardı. Yakup Aleyhisselamın şeriatında hırsızlığın cezası hürriyetin kısıtlanması idi. Tevrat'ta da benzer bir hüküm vardır: "Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Eğer hiçbir şeyi yoksa köle olarak satılıp ödeyecektir."

Hz. Peygamber bu cezanın uygulanmasını olabildiğince sınırlamıştır. Örneğin seferde iken böyle bir ceza uygulanmamıştır. Belli bir ederin altındaki hırsızlıklar (o zamanki çeyrek altın karşılığının), hırsızın cezai ehliyetinin olmaması, malın korunaklı olmaması, hırsızın pişman olarak kendiliğinden teslim olması vs) gibi durumlarda da uygulanmamıştır. İlgili Hadis-i Şerife göre el kesme geri dönüşümü olmayan bir ceza olduğu için en ufak bir şüphede düşürülmüştür.

İslam'da  "el kesme" cezası ilk kez Kâbe'nin hazinesini soyan bir hırsıza uygulanmıştır.

Hz.Ömer'den bazı örnekler, hükmün günümüz şartlarında uygulanması hususunda yol gösterici mahiyettedir... Abdurrahman bin Hatib'in köleleri bir adamın devesini çalar, keser ve yerler. Olay ortaya çıkıp köleler suçlarını itiraf ettiklerinde Hz.Ömer, Hatib'in o kölelerini aç bıraktığı düşüncesiyle el kesme cezasını uygulamaz. Deve sahibine devenin ederini sorar ve kölelerin sahibi olarak Hatib'e, o kadar altını deve sahibine ödemesini emreder. Ve Hatib'e de bir daha kölelerini aç bırakırsa kendisine "hırsızlık" cezası vereceğini ihtar eder! Çünkü kölelerin yemek hakkını çaldığı kanaatindedir.

Hz.Ömer kıtlık döneminde de bu cezayı uygulamamış, herkesin zorunlu ihtiyaç içerisinde bulunması, İslam'ın zekat ve sadaka gibi sosyal müesseselerinin layıkıyla işletilmemiş olması dolayısıyla işlenen suçu insanların aç ve açıkta bırakılmalarına bağlamış ve bolluk gelinceye kadar bu hükmü infaz etmemiştir. Hiçbir sahabe de buna "Kur'an böyle demiyor, 'kesin koparın' diyor! Oysa sen..." diye itiraz etmemiştir.

Mezkur ayetin (Maide 38) ikinci cümlesinde Allah'ın hikmet sahibi (yani her şeyi yerinde, uygun, düzenli ve dengeli yapma özelliği) olduğunun vurgulanması, bir yönüyle suç ile cezanın mütekabil (orantılı) olması gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Bu evrensel kavram Kur'an'da Nahl 126 ile müstakil olarak da hüküm altına alınmıştır: "...Eğer birini cezalandıracaksanız ancak size yapılan eziyetin benzeri (eşiti, misli) ile cezalandırın. Şayet sabrederseniz elbette bu daha hayırlıdır."

Yusuf suresinin 70-84.ayetlerinde de hırsızlık suçuna karşılık olarak el kesme değil hırsızın mülkiyet hakkına el koyma (onu köleleştirme) hükmü verilmekte suç ile cezanın birbirine uygun-paralel olması gerektiğinin altı çizilmektedir.

Bu konuda bir diğer önemli husus da hırsızlığın tanımıdır

 Kur'an'ın getirdiği hırsızlık kavramını şu ya da bu devirde yapılan tanımlarla sınırlandırmanın doğru olmayacağını düşünüyorum.

"Kişinin kolay yoldan, alın teri akıtmadan, başkasının hakkına tecavüz ederek hukuk dışı mal mülk sahibi olması" şeklinde tanımlanabilecek hırsızlığa, işleyişi, sistemi, düzeni hukuka uydurarak "nitelikli hırsızlık" yapılması durumlarını da ilave etmek gerektiği kanısındayım. Zira günümüzde güç ve yetki sahiplerinin en yaygın kullandığı hırsızlık şekli-yöntemi budur. Çalışanın emeğinin karşılığını tam olarak vermemek de bu türden bir hırsızlıktır.

İşte tam da bu noktada gözden kaçırılmaması gereken nüans Kur'an'da el kesme'nin söz konusu edildiği hükmün "adi hırsızlar" adına olmasıdır! Çünkü o zamanlar bir idarecinin ya da yetki-güç sahiplerinin ellerinin altındakilerden haksız kazanç elde etmesi, onları sömürmesi ve kimselere belli etmeden nitelikli hırsızlık yapması akla bile gelmeyen bir unsurdu! Bu sebeple Yaşar Nuri Öztürk ve Mustafa islamoğlu'nun görüşlerinin yabana atılmaması gerektiği düşüncesindeyim.

Kıssadan Hissem:

Sosyo ekonomik, sosyokültürel ve ahlaki değerleri iyileştirmenin hırsızlığı azaltacağı, müteaddit hırsızlıklarda kişinin kleptomani hastalığının (çalma hastalığı) da olabileceğini cezayı verecek ve uygulayacak olan kamu otoritesince mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir.

Adi hırsızlık için el kesme cezasının iptalinin makul sebepleri olabilirken, nitelikli hırsızlar için bunu yapmak Kur'an hükmüne aykırı düşecek, caydırıcılık unsuru ortadan kalkacak, yolsuzluklar düzeni sürüp gidecektir kanaatindeyim. Günümüzdeki, "Mali suçun karşılığı mali olur" prensibi, bu hırsızlıkların zaten kamu gücünü elinde bulunduranlar tarafından ve genellikle çok kişi ile organize yapıldığı için ortaya çıkarılamayacak olması dolayısıyla geçerli olamayacak, milletin-devletin malının çalınmasını önleyemeyecektir.

Ancak nasılsa cezası hafif (caydırıcılığı yok!) düşüncesiyle hırsızlığı alışkanlık haline getiren, sürekli insanları madur eden bir hırsızı korumak da malı çalınana zulm etmek anlamı taşıyacak, temel haklardan olan mal ve can güvenliğini ile kamu düzenini tehlikeye sokacaktır. Eğer açlık noktasına varan maddi bir yoksunluğu ve kleptomani gibi bir hastalığı yoksa ve tüm çabalara rağmen o kişi rehabilite edilemiyorsa adi hırsızlık için de el kesme cezası uygulamasının şartları doğmuş denebilir düşüncesindeyim.

Kim ne derse desin. Benim Kur!an'dan anladığım budur. Doğrusunu Allah bilir.