Bir ihanet, bir millet ve bir destan: 15 Temmuz Milli Birlik Günü - 3 -

Prof. Dr. Ali Büyükaslan 31 Temmuz 2019 Çarşamba, 07:30

Türkiye Cumhuriyeti'nin 96 yıllık tarihinde darbeler, darbe teşebbüsleri, post modern darbe teşebbüsleri, muhtıralar, e-muhtıralar, vs. sürekli yaşanmıştır. Yaşanan tüm bu süreçler, ülkemizin demokratik teamüllerle gerek yönetim anlayışı gerekse katılım anlayışı çerçevesinde sorunlar olduğunu göstermiştir. Yakın tarihe ilişkin kısa bir incelemeyle bu sorunların hemen tamamında, dışarıdan bir elin içeriye uzandığı, bu teşebbüslerin neredeyse hemen tamamının sadece iç kaynaklı oluşumların dışa vurumu olarak ortaya çıkmadığı anlaşılacaktır.

"Düşman azapta gerek!" misali, ülkenin içerisinde, ülkeye aidiyet duygularını kaybetmekle kalmamış, başka ülkelere olan aidiyet duygularıyla kimliklerini oluşturmuş, edindikleri kimlikle ülkelerine yabancılaşmış kimselerin varlığı da gittikçe artan bir şekilde gözlemlenir olmuştur. Aidiyet duygularını kişisel ikbal beklentileriyle birleştirerek adına ihanet denilecek türden eylemlerle kendilerini gösterenler, milletin en hassas duyguları üzerinden millete tezgah kurmayı marifet sanarak başka ülkeler adına iş çevirmeye başlamışlardır.

15 Temmuz İhanet Kalkışmasına yeltenenler, bu ülkede, din, hizmet, cemaat, abilik, uhuvvet, biat vb. kavramları kullanarak 40 yıllık bir ihaleyi sonlandırmak istemişlerdir. 15 Temmuz'a kadar ülkenin birlik ve beraberliğini hissiyat olarak yüreklerinde taşıyanlar, bu hissiyatlarını canlarını vermek pahasına sokağa yansıtmışlar ve ülkelerini "hizmet erleri" görünümlü hainlerin topyekün işgalinden Allah'ın yardımı ve lütfuyla kurtarmışlardır.

Uluslararası bir kararın icra safhasına geçme durumu olan 15 Temmuz ihaneti, sadece ülkenin içerisinde çöreklenmiş ve milletin hassasiyetlerini istismar eden ve milletini tanımaktan uzak bir ihanet şebekesinin icrâ faaliyeti değildi. Bu teşebbüs aynı zamanda milletin dini duygularını iğdiş etmek için yine dini kavramları kullanarak harekete geçen bir ihanet şebekesinin teşebbüsüydü.

"Bizim millet tankı, tüfeği gördüğünde kaçacak delik arar" diyen ihanet şebekesi mensuplarının, millete ve onun değerlerine olan yabancılıkları sadece bununla sınırlı değildi elbette.

40 yılı aşkın bir süredir kendilerini oynatan kuklacıyı tanıyamayacak kadar da değerlerinden uzaklaşan ve dünyalıklarla kendilerini besleyip büyüten bu gürûhun teşebbüsü, milletin hemen her kesiminden sokaklara dökülen binlerce insanın, yine milletin başında liderliğiyle yol gösteren Cumhurbaşkanının iradesiyle boşa çıkıyordu.

Bir tarihçinin söylediği gibi; "Bu millet, önünde ölümüne kendisini ülkesine adamış bir lideri gördüğünde, peşinden gitmekte hiç tereddüt etmedi tarih boyunca."

15 Temmuz ihanetine giden süreçlerin yeniden oluşmasını önlemede en büyük görev, ülkenin geleceği gençlerin bu ülkenin değerleriyle buluşmasını sağlamaktır. Ülkemizin gücü bu gücün farkından olanların topyekün bu ülkeye aidiyetlerini her şekilde dile getirmeleriyle mümkündür. Vatan, uğruna can verdiğiniz ve değerleriniz için mücadele ettiğiniz sürece sizin için vatandır.