Bir Afrika yolculuğunun hatırlattıkları...

Prof. Dr. Ali Büyükaslan 15 Mayıs 2019 Çarşamba, 07:01

Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek için Afrika'ya mı gitmeliyiz?

İman ve irfan sahibi olmak, her hal ve hareketinde sabır ve şükür üzere olmak, imanın amele yansıması demektir.

Mümin, imanının gereği olarak Allah'a olan kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirme çabası içerisine girer. Bu çaba içerisinde sabır, şükür, zikir, tövbe istiğfar vardır. Kendini bilme vardır. Hâle şükretme vardır. Yardımlaşma vardır.

İnsan, hayatla mücadelesinde kendisini acze düşüren öylesine olaylar yaşar ki, bazenacziyeti kendisini şaşırtır bazen de sabreder, hâle rıza gösterir. Her hâlükârda insan sahip olduklarının değerini onlara sahipken bilmesi gerektiğini kendisine hatırlatan onlarca olayla karşılaşır hayatı boyunca.

Bu yüzden geleneğimizde, hastane ziyaretlerinin, mezarlık ziyaretlerinin, fakirlerle yardımlaşmanın önemi büyüktür. Bize "ne oldum dememeyi, ne olacağım" demeyi ve şımarıp azgınlığa gitmemeyi öğreten bir inancın mensuplarıyız.

Öylesine bir varlık içerisinde yaşıyoruz ki, sahip olduklarımızın farkında değiliz!

Bir görev için geldiğim küçük bir Afrika ülkesi olan Kongo Halk Cumhuriyeti'nin başkenti Brazaville'de bir otel odasında bu yazıyı kaleme alırken, burada geçirdiğim bir haftada gördüklerim, bana her hâle şükretmenin ne kadar anlamlı ve önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Sabrın ve şükrün önemini hatırladım.

İsrafın insanlık için ne kadar tehlikeli ve yok edici bir kötülük olduğunu hatırladım.

Gösterişli iftar sofralarında ucundan kıyısından alıp yarısını bıraktığımız gıdalara muhtaç onca insanın durumlarını yerinde görünce, tuttuğumuz orucun bize ne verdiğini sorgulamadığım için kendimden utandım.

Hasırda uyuduğu için vücuduna hasırın izleri çıkan bir peygamberin ümmetinden olup olmadığımı sorguladım.

Hemen her aileden bir kişinin sağlıklı beslenememe, mikrobik hastalıklar, yoksulluk, açlık, ilgisizlik ve bütün bunlara sebep olan zalim insanların sömürgeci yaklaşımlarının yol açtığı kötülüğün etkilerini görünce, insanlığımdan, Müslümanlığımdan utandım.

Yemek beğenmeyen çocukları, aç gözlü bir biçimde tabaklarını tıka basa doldurup yarısını bile dudak büküp yemeyerek çöpe atanları hatırlayıp başımı ellerimin arasın alıp özür diledim, af diledim.

Ramazan ayında bile ölçüyü kaçırıp israfa giden yolda yarış yaptığımızı hatırlayınca, "Bize ne oldu ki bu hâle geldik?" diye sorgulamaya başladım.

Bütün her şey elimizin altındaydı ve her şeye ulaşabiliyorduk!

Eksikliğinde ancak değerini bileceğimiz şeyler, elimizden gitmeden önce sahip olduklarımıza şükretmenin mutluluğunu yaşamak için insan olduğumuzu unutmamamız gerekiyor.

Sahip olduğunuzun ne anlama geldiğini, ona sahip olamayanların davranışlarında görürsünüz.

Eğer bir gün ceketinizdeki Türk bayrağı rozetini yanınıza yaklaşan Gümülcineli bir amca öperse, bilin ki sizin değerini ihmal ettiğiniz bayrak onun için öpülesidir, ihmal etmeden, yok saymadan ve her zaman gereken önemi vererek...