Her şey yalanken bir gerçek bu kalıyormuş...

Nagihan Er 02 Aralık 2017 Cumartesi, 06:04

Yazmak için biraz bekledim ama geç sayılmaz yine de.

Nitelikten, duygudan, bağlanmaktan,merhametten,yaratılıştan gelen o Allah vergisi yumuşaklıktan bahsedeceğim. Yumuşaklıktan kastım kalp yumuşaklığı, ılımanlığı... Ne güzel şeydir insanda merhametin  olması... Düşünsene gönlün bir hazine aslında. Bir hazineye sahipsin.

Ama ne hazine...

Bu zamanda bulunması zor hazine... Bir de bırak en önemlisini söyleyeyim; düşün o hazine tüm millette.

Ülkece herkes bir hazineye sahip... Bulunmaz nimet.

Yatıp, kalkıp şükür sebebi... Ne güzel bir lütuf. Dünya üzerinde nadir bulunan bir ihsana sahipsin. Tüm övgüleri hak edecek bir mizaca sahipsin. Mayanda var, hamurunda var. Ne yapsalar olmuyor, değişmiyor ,bozulmuyor... Nesilden nesile geçiyor engel olunamıyor. O duygu yıkılmıyor temizlenmiyor.

Mayana bulaşmış bir kere ne yapsalar boş.

Dünya bu kadar kirliyken, yaradılış amacı imtihanken, aslında acıyla kederle yoğrulmuşken bu nimetlerin bize verilmesi biraz da olsa; o acıların, o kederlerin hafifleme sebebidir belki. Merhem gibi... Belki biraz ağrı kesici...

O kadar kirliliğin pisliğin arasında açan bir çiçek. Bir sığınak. Hem sadece bize de değil; karşımıza çıkan herkese açık bir sığınak. Nasibi olan için... Hak eden için... Tüm insanlığa örnek. Bizden bahsediyorum bizim milletimizden. Atadan, anadan, babadan, bacıdan, kardeşten bahsediyorum. Nasıl tanınırız biz genellikle? Savaşçı, merhametli , gözü kara, misafirperver , yeri geldi mi kızgın bir yağ, yeri geldi mi bir karıncayı dahi incitmeyecek kadar naif, bazen durdurulamayan  patlamaya hazır bir yanardağ, bazen inadına durgun inadına sakin...

Aslında ne kadar zıt özellikleri bir arada barındırıyoruz. Bazıları merhametimize denk gelmiştir bazılarıysa gazabımıza...

Gazaba uğramak için illa bizim kuyruğumuza basmaları gerekmiyor nerede bir düşkün var nerede bir garip, çaresiz var onlara dokunulduğu anda bize dokunuldu sayıyoruz, onları biz yapıyoruz. Karşımızdakini de hiç...

Evet, Ayla'yı izledim.

Bu duygularımın sebebi bu... Yazmak için biraz beklemek istedim. Bir uzaktan bakmak istedim bize; verilen tepkilere, söylenecek sözlere, edilecek laflara. Pek laf edilmedi, edilemedi. Söz bulunamadı...

Nasıl bulunsun ki? O naifliğe... Ne densin ki.

Hayal de değil uydurma da değil. Gerçek apaçık.

İnsanda düğüm bırakıyor. Acaba diyorum, ya bazen bu kadarı fazla mı? Hani diyorum ya yapmasak mı acaba bu kadar ? Yani kimse layık değil zaten seni kale alan da yok.

Hayır.

Yok, azmış hatta. Geri aldım söylediklerimi. Merhametin zararı olur muymuş hiç? Yazarken bile gözlerim dolu dolu yazıyorum. Hamdediyorum. Şükrediyorum. Ölümlü yalan dünyada daha ne özellik istenir ki başka? Her şey yalanken bir gerçek bu kalıyormuş meğer. Dedim ya başta aslında ne büyük nimete sahipmişiz biz. Nasıl bir naiflik Allah'ım? Nasıl bir yürek? Oturup hüngür hüngür ağlamalık hikâye...

 Pardon hikâye değil gerçek yaşanmış.