Ey dünya nereye gidiyorsun?

Nagihan Er 07 Temmuz 2018 Cumartesi, 06:50

Eskiden çocuklar dilendirmek için kaçırılırdı şimdi...

Eskiden bundan endişe ederdin şimdi...

"Dilenci yapacaklar, sefil büyüyecek çocuğum" derdik şimdi...

Tek korkumuz buydu. Tek endişemiz. Kimsenin aklına başka bir şey gelmezdi. Kaçıranın bile. Kolay yoldan para kazanmak için kaçırırlardı çocukları. İnsanlar çocuklara kıyamaz da biz de köşeyi döneriz kafası. Kıyamazdı insanlar eskiden çocuklara...

Kıyamazlardı... Bilir misiniz? Neydi kıyamamak?

O zaman bile o canilerde acıma duygusu varmış. Ya da akıllarına öyle bir şey gelmiyordu onların bile.

Çocuk kaçırabilecek kadar caniler ama tecavüz şöyle dursun akıllarına bile gelmeyecek derecede öyle bir canilikti eskilerin. Sadece dilendirmek amaçlıydı... Peki ya şimdi...

Masum olanı sevmek gibi bir meziyetimiz vardı bir zamanlar hatırladınız mı?

Masum... Ne kadar masum Leyla. Sen bakmaya kıyamazsın. "Rabbim ne güzel yaratmışsın" dersin. Sevginden yerlere göklere sığamazsın. Alıp içine sokasın gelir. Gözlerinde denizleri deryaları gökyüzünü izlersin. Sonra biri gelir...

Yazamıyorum... Şimdiki halimi bir görseniz.

Haberi öğrendiğimde dışarıdaydım... İnternetimi açtığım gibi ekranıma bu haber düştü. Gördüğüm an elim ayağım kesildi. "Leyla..." dedim kaldım açamadım. "Leyla'dan kötü haber!" başlık.

Açamadım. Eşim aldı okumaya başladı. Ona bakıyorum ne diyecek diye sadece "Otopsi daha yapılmamış..."dedi. O kadar ümitsiziz... Beklediğimiz şeye bak otopsi...

Ne çıkacak otopside? Nefesim kesildi. Nefes alamıyorum... O caninin yakalanıp da ölme ihtimali bile soğutmuyor beni, öyle bir yangın var içimde. Nefes aldırmayan. Leşini bile gömmeyeceksin bu güzelim topraklara... Parçalansın tozu dahi kalmasın bir izi bir esamesi... Dedim ki "Ben böyleysem, peki ya anası nasıldır?..."

Ne yapsın o kadın. Ne etsin nerelere kaçsın kime nasıl akıtsın acısını nasıl söndürsün yangınını...

Söner mi o yangın bir daha. Güler mi ki o yüz bir kere bile. İnsan düşünce ayağı takılınca yüreği hop ediyor. Evladını o halde görmek. Dünyada cehennemi yaşamak... Budur herhalde tek açıklaması. Bindik arabaya eve geliyoruz... Yol kenarında bir kız çocuğu, o da belki 4-5 öyledir yaşı.  Güzel de bişi cimcime inşaatın kenarında biten çiçekle konuşuyordu. Oyun arkadaşı bulmuş kendine. Çiçekle konuşan bir melek. Ne istersin ondan. Dönüp de bak çiçekle konuşuyor bile diyemedim kendi kendime, gülümseyemedim bile. Baktım sadece. Aklımdan bin tane şey geçti. Ey dünya nereye gidiyorsun?

Hep böyle pis miydin? Neyini seviyoruz o zaman senin bu sevgi niye? Sevemedim ben büyümeyi. Küçükken yoktu bunlar. Mutluydum ben umutluydum. Büyüyecek yazar olacaktım ben. Küçükken okuduğum güzel şeyler gibi ben de yazacaktım. Ama ben yazamıyorum güzel şeyler...

Ben ne yazıyorum şimdi... Ne anlatıyorum...

Nasıl yazdınız o güzel şeyleri. Ben niye yazamıyorum. Ben böyle hayal etmemiştim ki.

Ben Leyla'nın güzel gözlerini anlatmak isterdim mesela. O saçlarını. Utangaç gülüşünü...

Affet bizi güzel gözlü çocuk...