Bitmeyen gururumuz, kibrimiz

Nagihan Er 11 Eylül 2019 Çarşamba, 07:00

Ne zor insanın insana gitmesi. Ne çetrefilli ne aşılmaz dağlar var arada değil mi?

Gurur ve kibir...

Nasıl aşılsın? Nasıl yenilsin?

En aşılmaz denilen dağdan bile sapa, en geçilmez denilen çağlayandan daha zor, en derin uçurumdan daha derin...

Zor...

O yüzden de pek geçen, aşan yok işte.

Öyle illet bu gurur ve kibir...

Ne ana, ne baba, ne evlat, ne yar dinliyor.

Bir bulaştı mı da insanı ele geçiriveriyor. En sakin, mülayim adamı bile tanınmaz yapıyor.

Ne canlar yaktı, ne ocaklar söndü.

Yine de vazgeçmiyor insan işte kibrinden.

Asıl insanı uçuruma götüren o olduğu halde... Bile bile insan gururundan geri durmuyor.

Halbuki, ne gururu şu 3 günlük dünya da. Yarınımız bile belli değilken. İnsana insandan başka yarenlik eden de yokken. Birbirimizden başka kimsemiz dahi yokken.

Muhtaçken üstelik.

Şu gelmiş geçmiş dünya üzerindeki kavuşamamaların, birleşememelerin, anlaşamamaların yegane sebebi bu ikili.

Ne bileyim ne kazandılar?  Bide bakmak lazım ne kaybettiler.

Ama insanoğlu ders almaz. İnsanoğlu önüne bakmaz. İnsanoğlu uslanmaz.

Hasretinden sevgisinden ölse yinede dönüp bakmaz.

Kaç baba oğul küs bu inattan acaba.

Bir analara küsülmüyor, bir analar küsmüyor galiba.

Bir ondan geçilmiyor. Ondan gayrısını rakip görüyor insan. Babayı bile. Anaya küsülmüyor da babayla çok küs gördüm. Gururdan kibirden inattan... Böyle böyle kaç hayat bitti.

Sırf bundan kardeşinin cenazesine gitmeyeni de.

Bak işte bunu aklım almıyor. Ölümden gayrısı mı var ne bu inat.

Neye bu kibir? Neye bu gurur?

Küçük bir tartışmadan ne sevenler ayrıldı. Sırf inadından ben barışmam. Gururundan ben ayağına gitmem, kibrinden...

Yazık. Halbuki, yarınımız bile belli değil ama hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz bu hayatı.

Sonrası ağır pişmanlık dönülmez yollar... İşte bundan sonra kafayı vurmak için taşlardan taş beğen, ne fayda...

Gerisi son pişmanlık...