Gel bakalım güzel kardeşim

Mustafa Dünger 13 Mayıs 2018 Pazar, 07:10

"Bir daha söyle bakayım!" olmaz, söyleyemem. Ben arkadaşıma bunu söylediğimde anında tepkisini koyar. Ben de olsam, ben de koyarım. Sen kimsin de beni böyle çağırırsın?

Henüz lise 3'e gidiyorum, okul bazı öğrencilere olduğu gibi benim için de ayak sürülerek gidilen bir kurum.  Dağın tepesine kurulmuş ve kaçmak da imkansız... Bir nevi hapishane... Okuldan da kaçılır mı zaten? Alaaddin olsaydı "Hiç!" derdi. İşte böyle başladı her şey, dostlukların unutulmadığı yerde.

Adeta hapishaneyi andıran eşsiz yapılı okulumda bir haftadır beklediğim gün gelmişti, salı günü. Beden dersinin günün en sıkıcı anında olması da beklentiyi daha da bir artırıyordu. Futbol konusunda en meziyetli iki sınıfın da beden dersinin aynı güne denk gelmesi bizim için şampiyonlar ligi maçını beklemek kadar heyecan vericiydi. 11/D sınıfı olarak takımımızı kurmuş, karşımızdaki 11/B sınıfına karşı bilenmiştik. Bu hafta bu maçı kesinlikle alacaktık. Zira başka bir seçeneğimiz de yoktu. Kaybettiğimiz takdirde çok büyük dalga konusu olacaktık.

Efsane maç başlamıştı ve herkes hırstan birbirini yemeye hazır durumdaydı. Benim görevim ise büyük ölçüde rakip takımın en kuvvetli oyuncusunu 'çileden çıkarmak'tı. Çok çabuk sinirleniyor ve oyundan kopuyordu Ahmet. Öyle de oldu. Kendisine yaptığım türlü oyunlarla kızdırmayı başarmıştım.

Bir şuttan sonra top sahanın ötesine uçmuştu ve teneffüs olduğu için alt sınıflardan çocuklar orada bulunuyordu. Ahmet topu atmalarını rica ettiyse de çocuklardan "Ahmet gel bakalım buraya, öyle at topunu" dediklerinde Ahmet'i tutmak mümkün değildi artık.

Henüz lise zamanlarında yaşadığım bu öykü bana bugünümüzün muhalefetini hatırlatıyor. Ne diyelim o halde, "Gel bakalım CHP" gel de muhalefetine devam et.