Görev - Mustafa Acoğlu - Bursa Hayat Gazetesi
Mustafa Acoğlu 02 Şubat 2018 Cuma, 07:10

Çalıştığınız yerde, size verilen görevleri tam olarak yerine getirme çabanız her daim övgü ile takdir edilir. Görevini yerine getirme çabası beraberinde ödün vermeyi ve eksiksiz çalışmayı da gerektirir.

Görevi yerine getirme arzusu günübirlik veya gelip geçici olmamalıdır. Eğer bir kişi verilen görevi yerine getirir, duygusunu oluşturmazsa ona layıkıyla görevde verilmez.

 Görevini hakkıyla yapmayan, işini savsaklayan işveren tarafından işten atılma ile karşı karşıya kalır.

Görev vardır atı kurtarır, görev vardır orduyu kurtarır, görev vardır ülkeyi kurtarır. Can pahasına alınan bir görev, hem kişiyi kahraman eder, hem ülkeyi kurtarır, hem de ahireti kurtarır. Son dönemlerin en iyi görev adamı Şehit Ömer Halisdemir'i burada anmazsam kanım kuruyacak hissettim. (Cennette buluşmak üzere inş.)

Kulluk görevleri de böyledir. Ancak kulluk görevlerinin karşılığı ahirette verileceği için, dünyada görmek isteyenlerin göreceği bir durum yoktur.  Allah bu vazifelerini yapanlar ve yapmayanlar için ayrıntılı olarak bilgi verir:

Araf (41-43) : Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar cennetliklerdir. Orada onlar ebedî kalıcıdırlar. Onların altından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: "Bizi bu nimete kavuşturan Allah'a hamdolsun. Allah bize bahşetmeseydi biz kendiliğimizden elde edemezdik. Hakikaten rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler." Onlara, "İşte size cennet,yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık o size kaldı" diye seslenilir.

Allah, kulluk bilinci içerisinde bir hayat sürmeyen kullarını tehdit ederken ateşten döşek ve yorgandan bahseder. Oysa aşkla ve şevkle kulluk bilinci içerisinde hayatını devam ettiren, hem kendisi için hem de Allah için yararlı işler peşinde koşanlar, onlar altlarından ırmaklar akan seçili bahçeye konuk olacaklardır.

Hayatını Allah'a, Meleklere, Kitaba, Peygambere ve içinde yaşadığı topluma faydalı bir iş-eylem içinde yaşamadan mendebur suratla devam edenle, iman etmiş, salih amel işlemiş, hakkı tavsiye etmiş ve bilhassa zalimin, kafirin, münafıkın karşısında her daim doğruyu söyleyip dimdik ayakta durmuş olan asla aynı olmayacaktır.

Zaten Allah; insana taşıyacağı kadar yük bindirir. Asla bela ve şer yüklemez. Gücünün üstünde yük bindirip onu isyana sürüklemez.

Seçilmiş bahçede hak sahibi olmak için de gücünün yettiği kadar iyilik yeterdir. Asla gücün yetmeyeceği bir iyilik istenmez.

Bahçe ehlinin kalbi her türlü kin, nefret ve öfkeden arındırılacaktır. Aksi halde sonsuz ebedi bir hayatın başlayacağı ahiret yurdunda kin, nefret ve öfkenin olması imkansızdır. Yoksa ahiret yurduna "barış ve esenlik yurdu" denmesi zor olurdu.

Seçilmiş bahçeye kavuşanlar hep bir ağızdan aynı duayı yaparlar. "Bizi bu nimete kavuşturan Allah'a hamdolsun, Allah bize bahşetmeseydi biz kendiliğimizden elde edemezdik. Hakikaten rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler."

Zaten gerçekten başka bir şeyin anılmayacağı ahiret yurdunda, cennete gitmeye hak kazanan kişilere Allah: "İşte size cennet, yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık o size kaldı"diye seslenir.

O ne güzel bir sesleniştir. O'na muhatap olmak ne güzeldir. O herkesin Musa olduğu zamanı yaşamak ne harika bir durumdur.

Her şeyin kalbinizce olduğu ve Allah'ın kelamını "İşte size cennet, yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık o size kaldı" diye duyan kullardan olmak umuduyla hayırlı cumalar.