Mustafa Acoğlu 29 Aralık 2017 Cuma, 07:30

İnsanlar tarih boyunca bilinmeyen olarak gördükleri her şeyi çözmek ve bilmek için uğraşıp durdular. Her bilinmeyeni çözdüğünde, çözümün içinde inanmanın ne büyük nimet olduğunu görür ancak inadı nedeniyle inkarını devam ettirir.

Doğadaki birçok madde, element birbirinden ayrışırken kaynatılarak ayrışmasına rağmen, insan için hayati önem taşıyan su; sadece elektrolize olarak ayrışır. 19. Yy. başına kadar insanlar sadece suyun donmuş yani katı halini, sıvı halini ve buhar halini biliyorlardı. Ancak tüm elementler donarken küçülmesine rağmen su donarken genleşiyordu. Kaynatılınca buharlaşan su gaz haline dönüşmüyor, ayrıca su her sıcaklık seviyesinde buharlaşabiliyordu. Bunlar bilinmeyendi ve her bilinmeyen insanların kafasını kurcalayan bir sır kümesi idi.

Su, insanın elinin altında duran alelade bir madde gibi durmasına rağmen en büyük mucizeyi içinde saklayandı. Su; Allah'ın yeryüzünde en çok bulunan ve insan hayatı için en kıymetli, en vazgeçilmez kıldığı sırlar hazinesidir. Biri yanan biri yakan iki gazdan müteşekkil olup bu iki gaz birleşince ateşi söndüren olmaktadır.

Allah aleladenin içine öyle bir sır yüklemiş ki; iman etmeyen inkarcının vay haline.

Araf (38-39) : Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş bilinen ve bilinmeyen topluluklar arasında siz de ateşe girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecektir. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Ey rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha azap ver!" diyecekler. Allah da, "Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır, fakat siz bilmezsiniz" diyecektir. Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bizden arta kalır bir tarafınız yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın"

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler gibi benzeri varlıklar görünen varlıklar olup bir de görünmeyen, Allah'ın bildirmesi ile tanık olduğumuz varlıklar vardır. Bunlar şeytan, cin, ifrit gibi adlarla Kur'an'da isimlendirilmiş varlıklardır. Kur'an'da saklanmış gizlenmiş tüm varlıklar "cinn" olarak adlandırılır. Ülkesi lehine bilgi taşıyan casuslara da "cinn" denmiştir.

Ölüm meleği elçi olarak gelip ruhu kabzetmek istediğinde, yaptıklarına güvenmeyen insanlar mühlet isteyip iyi bir kul olmak istediklerini söylerler. Ancak artık mühlet yok hesap vardır.

Yaptıkları günahların karşılığı ateşi görünce inandıkları inkarcıların da kendileri ile gelmesini ve onlara daha çok azabın ulaşmasını isterler. Kendilerini azdıran topluluğa lanet okuyup hırslanırlar.

Oysa kendilerinden sonra gelen günahkar gurup ise onlara bizi azdıran bunlardı diyecektir. Bunun üzerine Allah:"Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır, fakat siz bilmezsiniz" diyerek, birbirlerini suçlayanların azaplarının artırılacağını da duyurur.

Ahiret; dünya tarlasının karşılığıdır. Ne ekersen onu biçtiğin tarladan, ekmediğin bir şeyi istemen veya ekmediğin bir ürünü alman imkansızdır. Hiç elma ağacında üzüm, üzüm asmasında buğday, buğday tarlasında armut bulamazsınız.

Nasıl bir ürün almak istiyorsanız ona göre de emek vermek zorundasınız. Örneğin; babanız size güzel bakımlı, emek verilmiş bir elma bahçesi bıraktı. Eğer siz beş yıl bu bahçeyi sürmeyin, budamayın içine çalılıktan giremediğiniz gibi, asla tatlı sulu bir ürün de alamazsınız. Küçücük yabani ekşi elmalar almaya başlarsınız.

Sevgi emektir ve karşılık bekleniyorsa emek verilmeden olmaz.Allah; kendisine ve diğer yarattığı her şeye emek verip saygı gösterenleri koruyup kollar ve onları ateşten beri kıldığı gibi, diğer insanlar arasında temayüz etmesini de sağlar.

Hesap günü geldiğinde verilen hiçbir emeğin zayii olmayacağı kesindir. Allah hiçbir emeği boşa çıkarmaz. Ancak bazı emeklerin karşılığı ibadetlerde olduğu gibi ahirete mütealliktir.

Emeğini zayii eden insan, sütü sağılmış ineğin bir tekmeyle süt kovasını devirmesi gibidir. Emek gizlilik ve başa kakmama da ister.

Rabbim bizleri emek veren kullardan ve emeğinin karşılığını alanlardan eylesin inş.