Konuşmayın yazın...

İsmihan Çeribaşı 30 Aralık 2017 Cumartesi, 06:27

İnsan neden yazar... Konuşmak varken neden kalemi eline alıp saatlerce bazen günlerce aynı kelimenin üzerinde yoğunlaşıp kalır... Bilen varsa söylesin yoksa da ... Bilmiyorum ağzı olan herkes konuşuyor sizler de konuşun...

Ne zamandan beri yazıyorum sorusunun cevabını veremiyorum ama ilk yazım 2010 da İlçemizin yerel gazetesinde çıkmıştı ve ilk konum "konuşmaktı"... Konuşmak, konuşmaya çalışmak ; kaplumbağanın karşısındakinden korkup kabuğuna saklanmasıydı... Yıl 2017'nin son demleri ve bakıyorum da hala konuşmak konuşmaya çalışmak tabiri bende aynı... Oysa konuşmak; duygularını, düşüncelerini dilin yardımıyla anlatmak değil mi? Değilmiş ben bunu anladım... Aslına bakarsanız kendimi en iyi ifade ettiğim tek bir kişi bile olmaması aslına bakarsanız benim beceriksizliğim ama bunu artık dert etmiyorum...

İnsanoğlu anlaşılmayı beklediği için ardı ardına gerektiği zaman birlerce sözcüğü yan yana getiriyor anlaşılıp anlaşılmadığından habersiz... Biz ne kadar konuşursak konuşalım karşıdaki insan alması gerektiğini alıp geri kalan bütün cümleleri ziyan ediyor... (Ziyan'a karşıyım) Oysa bizler anlaşıldığımızı umut ederek ayrıldığımız da aslında hiçbir şeyin anlaşılmadığını aksine dilin kemiksiz pervalı-pervasız her şeyi dile getirdiğini hissediyoruz...

Halbuki yazmak öyle mi? Önce hissediyorsun kalemin önce en samimiyetiyle birlikte yüreğinin köşelerinden dolanıp kaleminin ucuna dokunuyor... Kalem bütün zarafetiyle kağıda dokunmak ve bütün deryalarını sunmak için önünde yere seriliyor ve o buluşma anı, yazmak... Ne etekte taş kalıyor ne de anlatılmadık bir şey... En söylenmeyen cümleler bile kağıdın koynunda son buluyor... Son üç buçuk aydır ne kalem yüzüme baktı ne de kağıdım... Ajandam elimde bir iki dizelik bir şeyler yazıp yazıp bıraktım... Onca olaylar onca durumlar film şeridi gibi gözümün önünden geçti gitti ama bir hiçbir cümle, hiçbir duygu benim hislerimi anlatmaya yetmedi...

Tam zamanını hatırlamıyorum ama arkadaş, dost dediğimiz insan mekanımıza ziyarette bulundu. Kapıdan içeri girdiği anda sefa ve hoş sohbeti ile geldiğini açık ve net anladığım gibi bunu hissettiğim insanda o gün bir şeyler vardı... Durdum, dinledim ve izledim... dakikalarca süren sohbetten sonra iyi olup olmadığını tekrar sorup yüzündeki bu samimiyetsiz duruşu sorguladım? Şimdi bu soru bu düşünce nasıl sorulurdu? 1. Samimi bir gülüş yoktu, 2. Sanki mecburi bir duruş vardı, 3. Kızgınlıktan öte bir kırgınlığı vardı... Direkt samimiyetsiz diyemezsin yalanla beraber ayıp olur? Düşündüm düşündüm çıkamadım işin içinden, neredeyse bir saati bulan sohbet olacak ve ben hala o donuk insanı karşımda görüyordum, çünkü o insan hala aynıydı...

Velhasıl kelam... Sonuç olarak dostumuzun üzerine giymesi gereken bir iş kimliği olması gerekti, hangi görüşten olursa olsun karşısında ki gibi olmak zorundaydı. Ciğeri beş para etmez insanlara bile bugün ne kadar güzelsin deyip ondan ziyade başka birine bürünmek zorundaydı... Onun deyişi ile maskesi ile gezmek zorunda idi... Ve o gün evet geldiği, donuk olduğu o an kapının önünde maskesini çıkarmayı unutmuş ve o şekilde davranmak zorunda olduğunu hissetmişti... Kızmadım kırılmadım ama bir burukluk oldu mu? Evet...

Bu konu baktığınızda basit ve anlamsız gibi ama yazmak için bir sebep mi, bütün samimiyetimle EVET... Artık maskesiz dolaşamaz olduk. Maske takmayan insanlara artık  "fenomen" diye adlandırır ve bir doğrunun içinde yanlış bulur olduk...

Neyse yazılacak çok konu var kalemimden uzaklaştığım şu son aylarda öylesine birikti ki yüreğimin ucundakiler... Bu öylesine yani sabah kahve eşliğinde dökülen cümlelerdi...

Neler yok ki... Maden koleksiyoncusu, insanı değersiz kılan insanlar..(!) Anlayıp dinlemeden idam sehpasını çıkaranlar, yeni yılda Türkiye, kişiselleşen siyaset, ve hiç değişmeyen ve değişmeyecek olan Türkiye ekonomisi ile terör belası...

Şimdi kalemimi usulce kağıdımdan çeker iken şunu belirtmek istiyorum KESİNLİKLE YAZMIYORUM, YAZDIRIYORSUNUZ... Sizin bir bakışınız, bir sözünüz ve etrafımda dönen dolaplar... Ve bu yazının asıl kahramanı "nasıl yazdığını merak ediyorum" diyen insan...

EYVALLAH!