Yakın kıymıklar

Hüseyin Eren 13 Mart 2018 Salı, 07:33

Hasan Ali Topbaş bir söyleşisinde, dışarıdan eve döndüğünde kalp kırıkları ile döndüğünü söyler; "Gördüğüm başkaları değil kendi arkadaşlarım" der. Kıymıkları kendi kendimize, diş geçirebildiklerimize batırıyoruzdur farkında olmadan; ünsiyetin verdiği rahatlıkla böyle rahatsız edici durum yaşatırız yakınlarımıza.

Hele fikri tartışmalara bir de siyasi hava girmişse kılıçları kınına sokmak mümkün mü; birkaç gün gider o kılıç yaraları. İç dünyamızda cenk devam ediyordur, durdur durdura bilirsen!

Güncel hareketi yorum yorgunu yapar, sükun duruş bırakmaz cenk cengaverlerinde! Şu sanal gruplar yorumu daha da kıymıklaştırıyor, kalbi zedeliyor, zihni yaralıyor! Biri bir taş atar, kırk akıllı çıkarayım diye uğraşır!

Hasan Ali Bey dışarı çıkmaya gerek yok,  avuç içine giren dünya kıymık yığını ile dolu! Ya gruptan çıkacaksınız, ya da bu sanal dünyayı terk edeceksiniz; kolay demek çok zor. Avuçlarına bakıp uyur gezer gibi gezenler, gözümüzün önünde; sanal salgınlığa tutulmuşlara zaten bir şey diyemiyoruz.

Şehir hayatında dağ başı hayat nasıl yaşanır, internetin eriştiği her yer dağ başı olmaktan çıkıyor şehir çokluğunda boğuyor. Akıllı kullanmak, yerinde uğraşmak, ihtiyaca binaen yanında taşımak bazen mümkün olsa da çok zaman olmuyor, yapanların az olduğu düşüncesindeyim!

Çok konuşmayı sevmeyen Topbaş, bilmiyorum akıllı telefon kullanıyor mu? Gece kelime oyunlarıyla roman devşiren bir edebiyat dervişi telefonu nasıl kullanıyor bilinmez. O zaten kendi sanallığında anlam mutluluğunu arıyor!

"Huzur veya mutluluk" sorusu gelince " o da ne" diye cevap veriyor, "hayat" için de "bir anlamı varsa"diye niteliyor. Yaşamak için o da bir nevi sanallık olan romana sığınıyor!

Edebiyat insanları naif yüklü bulutlardan süzülen hüzün yağmurlardan beslenir, vehim rüzgarları sarsar onları. O sarsıntı ile normallik arasındaki gerilimlerden çıkar önemli eserleri.

Bahsimiz edebiyat değil hayat içinde yaşadıklarımız; edebiyatın bundan etkilenmesi, edebiyatın hayata etkisi ve illa ki isteğimiz "edebin" her daim hayata etki etmesi.

Eve döndüğümüzde coşkun olabiliyor, o coşkunluğu evde paylaşa biliyor muyuz? Ne kadar da az oluyor bu zamanlar; sanallığı boğduğu, şehirleşmenin sıktığı son zamanlarda!

Hasan Ali Topbaş romanları okumak iyi gelir mi ki? Gölge gibi sessiz ve etkisiz olmak isteyen biri, kalp kırıklarımızı tedavi eder mi?

Ya sermayesi "hayal" olan edebiyat derinliğine inmek; "insan" olma yüceliğine taşır mı?

Bakışa bağlı, duruşa bağlı, bağlı olduğun yere bağlı. İnsan olmak gibi derdi olan birinin sorusu ve aradığı bir cevabı vardır; başka nasıl insan olunur?