Olsun o kadar!

Hüseyin Eren 10 Ekim 2017 Salı, 08:27

Bir yazarın dışarı çıkıp eve döndüğümde kalbim kırık kırık olur mealinde bir cümlesini okuyunca önce şaşırmış sonra doğrulamıştım dediğini. Görüştüğüm başka insanlar değil, tanıdığım arkadaşlardı diye de belirtmişti yazar. 

Başkasına temkinli konuşur, pot kırmamağa dikkat eder, ağızdan çıkan kelimeleri önce tartarız da; kendimizden insanlara ağzımıza geleni söyler, içimde duracağına dışımda dursun kabilinden rahat konuşuruz. Düşünmeyiz; o rahatlık karşımızdaki kırar, yüreğini incitir, içini sızlatır!

Fikri tartışmalarda, hadiseleri yorumlamada, siyaseti değerlendirmede; insicam, ölçü, denge yitirilmiş; dediğim dedik noktasına gelinmişse arkadaşlık, dostluk ciddi yara almıştır. Hemen geçecek bir yara değildir bu; birkaç gün, birkaç hafta, hatta birkaç ay geçmelidir tedavi için!

Neye tartıştım ki, ne oldu konuştuk da, neyi hallettik ki ile başlayan sorgulamalar ve elde edilen netice hemen olacak bir netice değildir çünkü. Herkes kendi evinde yapar, yapmalıdır bu kabilden sorgulamaları!

Yoksa hayat küçük kırıklarla büyük yara alır. Değer mi? değmez. Biraz hafife almak, naif bir bakışla bakmak,  hafif tebessüm; meclisten dağılmadan sonucu tatlıya bağlatır!

Böyle yapmayıp inatla sürdürmek ne arkadaşlık bırakır, ne de dostluk. Hadiselerin bütününü göremediğimizden künhüne varamıyoruz; varamadığımızdan eksik görüyor, yanıltıcı yorumlara düşüyoruz; eksikler çarpışınca kocaman bir kırılma yaşıyoruz; herkes evine!

Biraz sükûn, biraz sabır; çok zaman bunu yapamıyoruz. Yapamamazlıkla hem kendimizi, hem de karşımızdakini kırıyoruz.

Pergeli ülke ölçeğinde açtığımızda iş büyüyor, sorunlar artıyor, anlaşmazlık çoğalıyor, kılıçlar çekiliyor, mahalleler ayrılıyor; öteki oluyor, ötesi oluyor!

Koca dünyada küçük insan ne diye anlaşamaz, neyi bölüşemez, neyi paylaşamaza geliyor işin ucu. Küçük dünyalarımızda bu soruyu çözemedikçe her eve gelişimizde kalbimiz kırıklarla dolmaya devam eder.

Küçük kırılmalar hep olur, olacaktır da, olmalıdır da. Bunlar büyükleri önleyen bariyerler olduğu müddetçe iyidir, güzeldir. Burası dünya; dikensiz gülü kim görmüş, kedersiz hayatı kim yaşamış, elemsiz lezzeti kim tatmış?

Dönecek evimiz, oturacak vatanımız, yaşayacak dünyamız var ya; biraz kırılma, biraz keder, biraz elem olsun o kadar!