Böyle bir dünya

Hüseyin Eren 04 Aralık 2018 Salı, 07:58

Kahve içmek, kedi sevmek, zeytin ağacına yaslanarak kitap okumak ve yürümek sonrasında... Adımlarını acele atmadan sağa sola naif bakışlarla yürümek...

Soğan fiyatlarını, döviz dalgalanmalarını, G20 Toplantısı sonuçlarını sormadan ve düşünmeden yürümek...

Ürkekçe kaçan kediyi tebessüm gözlerle izlemek...

Yorulduğunda kahve içmek, kitaptan bir kaç sayfa okumak. Göğe bakmak, yere çakılmak...

Soğan siyasetinden, benlik savaşlarından uzak; kalbini onarmaya, aklına mukayyet olmaya, hislerini dinginlemeğe çalışmak...

Kendini bulmak, kendin kalmak...

Soğan kokmaz, siyaset sürüklemez, döviz devirmez, G20 ırgalamaz, NATO toplantısı ıskalar... Hadiseler çarpar sadece; gemi sağlamdır yolunda akıyordur.

Soğansız da yaşanır, seçimsiz de geçim olur, dünyanın öbür ucundaki hadiseler takip edilmeden de bilge olunur.

Ekran karelerine mıhlanmadan da bakılır hayata, her akan mucizelere; yağan yağmur, koşan kedi, coşan kuşlar, savrulan sarı yapraklar...

Kahve yudumlamanın tam zamanı!

Gün ikindiye, ömür güze kaymış; güzel hayat daha da güzelleşmiştir.

Akşam yemeğinde soğan olsa da olur olmasa da. Siyaset haberlerini dinlemesen, dizileri izlemesen de, akıllı telefondan uzak dursan da olur.

Zeytin yemek, su içmek sadeliği akşamı da aydınlatır, gündüzü de.

Gece yürümek başka bir asudelik ve ruhu onarır. Üzüntüleri eritir, kederleri deler, kasveti kırar.

Göğe yükselen minare, geceyi yücelten ezan...

Ay mahyası yükseldi, insan kurtuluşa yürüdü...

Kedinin, kahvenin, kederin geride kaldığı bir yükseliş yürüyüşünde insan.

O insan olmak.

Tonlarca soğan, kilolarca altın, destelerce dolar, kuyularca petrol olmaktan iyidir.

Olmazsa ne olur?

İşte dünya böyle olur!