Yürekler nasır bağlamasın

Hatice Kösecik 04 Temmuz 2019 Perşembe, 07:30

-Ay takılma bunlara canımmm, bak bana, örnek al, yaşa hayatını. Adam çalışsın, gece gündüz çalışsın çabalasın da, sen niye benimle iki laf etmiyor diye tak kafana. Olacak iş mi şimdi senin yaptığın? Söylesene bu adam seni aldatıyor mu?

-Yok yok abla, öyle bir şey yok, tövbe valla yok.

 - Tamam canım inandım, yemin etme. Eee döver mi seni?

- Ay yok abla, o da yok, bir fiske vurmuş değildir bana, bazen ben sarılayım gırtlağına diye içimden geçiririm de o bakar öyle bana.

-O zaman kayınvaliden karıştırmakta işi öyle mi?

  -Ay ölmüş kadına da iftira attı derler abla, sakın ağzından kaçırma böyle şeyler. Yıllar var  öleli anacığı, hep de benden yana olurdu, nur içinde yatsın inşallah.

 - Ya be kızım, derdin ne o zaman, alelacele getirdin beni buraya, ben de kemiklerini falan kırdı zannettiydim hani.  Niye çağırdın ki beni böyle, çok acil dedin, önemli dedin, hayat memat meselesi dedin, dedin de dedin...

-Kocam benimle konuşmuyor abla, iki kelime etmiyor, yüzüme bakıp da nasılsın demiyor, sanki ben yokmuşum gibi davranıyor. Hep uyuyor, yorgun oluyor, bekliyorum ki benimle ilgilensin, bir tatlı söz etsin, nasıl olduğumu sorsun, sadece sorsun be abla. Çocuğa bakıyorum, evi bulaşığı, çamaşırı yıkarım, ses etmem, yoruldum demem, akşam olsa da onu görsem diye içlenir dururum. Ama benim yüzüme bile bakmaz Kamil, çok değişti hem de çoook... İlk evlendiğimizde azıcık paramız, asgari ücretli maaşı vardı. Pazar günlerini iple çekerdik, simit alıp çay içmeye giderdik, mutluyduk. Konuşurken gözlerinin içi gülerdi, yüzüme bakarken anlardım beni sevdiğini. Sonra ne olduysa oldu, birden çok kazandı, her gece eve daha geç gelmeye, toplantım var demeye başladı. Ben ve oğlum bekledik onu, hep bir gün daha iyi olacak diye. Bizi yine gözü görecek, yine pazar sabahları keyifli vakitler geçireceğiz diye. Ama olmadı be abla, o hep uzaklaştı, hep işim var dedi, hep bahane buldu, hep evden uzaklaştı. Paranın gözü çıksın dedim, olmasın dedim, bırak bu kadar çalışmayı dedim dinletemedim. Evde var mı yok mu fark edemezsin. Eve  geceleri, saat on birden sonra gelir, yemek hep dışarıda yenir, çocuk zaten uyumuştur. O da gelir bir köşeye kıvrılır, sanki hep uzakta, sanki her an çekip gidecekmiş gibi. Bir araba aldı bana, hakkını yiyemem, gez dolaş dedi, bana bakma, ihtiyaçlarınızı al, para da verdi elime, bir de kredi kartı. Önceleri oyalanmaya çalıştım abla, alışveriş merkezlerinde dolaştım avare avare. Yetmedi bana, insan sıcaklığı, eş özlemi, sıcak aile ortamı aradı içim hep. İşte buradayım, kimsem de yok biliyorsun bu memlekette. Abla bildim seni, danışayım dedim, alıp başımı gideyim mi diye içimi kemirip durur düşünceler. Bir yandan evim, bir yandan üç yaşındaki kara gözlüm, öte yandan sevdiğim adam, ama ruhen evde olmayan eşim. İçim yanar durur, sürekli  dua eder  gönlüm, zaten anne baba yok büyüdüm, sevgiye muhtaç büyüdüm ama sevmelere doyamadım be can ablam....

     Gözü yaşlı dinledi abla dediği Nurcan'ın. O da aynı durumdan belki de yirmi yıldır muzdaripti, iki çocuklu, ne evli ne bekardı. Vardı kocacığı elbet ama ruhen hiç evde yoktu. İşiyle evliydi kocası, gözü sadece işini görürdü. İyi adamdı evet ama 'bilmem ben sevmeyi' derdi. 'Bırak bu safsataları.'  Bırakmıştı kadın da, ama içi yanıktı. Şakaya, gülmeye vermişti kendini, herkes bu enerjisine hayrandı, oysa yanıktı kadın, içi ezik, gönlü kırıktı. Paranın mutluluk vermediğini bilenlerdendi. Para katık edilip yenmezdi, sevgili diye sarılamazdın ona. Soğuk bir enerjisi vardı ve de kocasını elinden alandı para. Ağladı abla, ağladı Nurcan... Bu devran da böyle giderdi, büyürdü kara gözlü, bir yere gideceği yoktu Nurcan'ın da. Zaman zaman dertleşir, durulurken yüreciği de her seferinde biraz daha 'NASIR' bağlardı. Sustu abla, sustu Nurcan, önlerinde ki dert ortakları da sıcak demli çaydı...

Sevgi görmeyen veremezdi sevgi. Ne olduğunu nasıl olduğunu bilemediği içindi belki, belki de yalnız yaşamaya, bencil davranmaya alıştığı içindi. Bazen bilemezdi kişi kendini ifade etmeyi. Sevse bile gösteremezdi, bazende utandığı için yapardı bunu. Belki de yadırganırım diye korktuğu için. Her ne olursa olsundu, seven, sevmeyi bilebilen önce davranmalıydı, öğretmeliydi hal diliyle. Öyle bırakıp da gitmek olmazdı, hele yarı yolda bırakmak hiç olmazdı. İnsandı, insan sevmeyi bilendi çünkü.

      Selam olsun sevenlere, sevdiğini gösterebilene, cesur olanlara selam olsun...