Yaşamın anlamı

Hatice Kösecik 07 Kasım 2019 Perşembe, 07:00

Bir ömür yaşar insan. Bazen susar, bazen haykırır, bazen de sadece bakar. Olanı biteni, yaşadığını, yutkunmak zorunda kaldığını, hayatının gerçeğini, ne için çabaladığını ve eline ne geçtiğini görür. Anlamlandırmaya çalışandır insan. Hayatının anlam arayışını arayan da odur. Koskoca bir okyanusa düşen damlacık misalidir insan. Acı çekendir, sevendir, haz duyandır, unutan ama çok özleyendir. Belki de unutmak için her gayret ettiğinde zihninin karanlık odalarına anılarını korkuyla kilitleyen de insandır.

Acaba unutabilir mi, bitirdim diyebilir mi? Yeniden başlayabilir mi, düştüğü yerden kalkabilir mi?

Evet evet evet. Defalarca evet.

Öylesine de güçlüdür aslında. Kendinin farkında olsa, gücünün farkında olsa, insan olmanın değerinin farkına varsa düştüğü yerden kalkar yoluna devam eder. Hem de daha güçlü olarak.

Acılar güçlendirirken sevinçler bir parmak bal çalar ağzına.

Nietzsche'nin bir sözü vardır: "Yaşamak için bir nedeni olan kişi hemen her nasıl'a dayanabilir."

Ne yazık ki bugün, birçok insanın şikayetçi olduğu bir durumdan bahsetmek istiyorum. Bu bir duygu aslında. Yaşamlarının hepten ve nihai anlamsızlığı duygusu. Öyle ki uğruna yaşamaya değer bir anlam bilincinden yoksun olan bu kişiler, içlerindeki bir boşluk duygusu altında ezilmektedir. Buna Logoterapi kurucusu olan Dr. Victor E. Frankl "Varoluşsal boşluk" adını vermiştir.

Kısacası, can sıkıntısı olarak kendini gösteren durumdur bu. Pazar günü nevrozu, yani hafta içinin yoğun telaşından kurtulan insan, kendi içlerindeki boşluk belirginleştiği zaman yaşamlarının içerikten yoksun olduğunun farkına varır. Çoğu intihar olayı da bu boşlukla ilişkilidir. Ne yapacağını bilememe, eli boş kalma, bir kanepeye öylesine uzanıp da tavanı boş boş seyretme, içine düştüğü boşluktan çıkamama hali. Emekli olunca bir ara düşebilir bu duyguya, ya da hayattan yaş aldıkça içini bir sızı kaplayabilir. İnsandır, normaldir, olabilir hepside. Ve kendini bilme yolunda insan sorarsa o soruyu, 'nedir yaşamın anlamı?'diye, derinlere dalar. Düşünür, susar, kalır, merak eder, sorgular. Zira yaşamın anlamı insandan insana, günden güne farklılık gösterir. İşte burada önemli olan, arayışta olan insanın yaşamının özel anlamıdır. Her bireyin yaşamında yaptığı işi, uğruna çaba harcadığı bir amacı ve yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır. Ne onun yeri değiştirilebilir ne de yaşam tekrarlanabilir. Her bir insan bu dünyaya bir görev uğruna gelir. Yapacağı işi onu bekler. Oynayacağı rol zamanında belirlenmiştir, değiştirilemez, hayatına dokunduğu kişiler, onun hayatına girenler hep bellidir. Yaşam devam edecektir, acı da olsa tatlı da olsa bir gün gelecek bitecektir.

Yaşamdaki her durum, insana meydan okur ve çözülmesi gereken bir sorun getirir. Yaşamın anlamını soran birisi bu sorunun muhatabının kendi olduğunu kavramalıdır.

Her insan yaşam tarafından itinayla sorgulanır, olgunlaştırılır, şok edilir, yaşamın içine içine çekilir. Herkes sadece kendi yaşamı için cevaplar bulur, yaşam tarafından eğitilir. Ve yaşama cevap verir. Her kişi var oluş nedeninin anlamını bir şekilde bulacaktır. Belki çok severek, belki acıda anlam bularak belki de bir insana yardım ederek. Hangi yoldan yürürse yürüsün yolculuğunun bir nihai noktası olacaktır.

İşte bir ömür yaşar insan. Bir kitap yazacak kadar. Bir roman okuyacak kadar. Bir ev yapacak kadar. Bir insanı çok sevecek kadar...

Kısacası yaşamının anlamını kavrayabilecek kadar...