Yaşama dair

Hatice Kösecik 09 Kasım 2018 Cuma, 08:04

Yaşını başını almış, eskiden arkadaş olan iki hanımefendi karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar, sıra çocuklarına gelmiş. "Senin oğlan nasıl, evlendi mi?" diye sormuş biri, "Evlendi!" demiş, öteki. Ve ardından eklemiş. "Evlendi ama ah, sorma öyle bir gelin çıktı ki, felaket! Düşman başına vermesin. Sabahtan akşama çalışıyor, evde doğru dürüst yemek pişmiyor, yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor. Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor. Ne dikiş var ne ütü. Bir kadın bulmuş bütün işi ona yaptırıyor. Evde sultanlar gibi oturuyor, oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok..."

"Vah vah!" demiş arkadaşı. " Peki, kızın nasıl, o da evlendi mi?"

"Evlendi ve çok mutlu. Öyle iyi bir damadım var ki, kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor. Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam yemeklerini beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor, kızım bekliyor. İnanır mısın öyle iyi çocuk ki, tatil günlerinde kızımın kahvaltısını yatağa götürüyor. Bir de kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor. Kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturup keyfine bakıyor. Kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, çok..."

Nasıl bir ironidir bu dersiniz, ama gerçek. Kayınvalidenin zavallı gelini felaket gelin oluyor da, dışarıda çalıştığı ve yorulduğu için oğlunun gelinine yardım etmesini doğru bulmayan kayınvalide, aynısı hatta daha fazlasıyla damadının kızıyla beraber yemek yapmasını takdir ediyor. Damadının kızına ne denli yardımcı olduğunu söylerken mest olan hanımefendi, aynı şeyi gelinine reva görmüyor...

Sıkça görüp duyduğumuz bu karakter " bencil" mi yoksa daha farklı bir ad mı vermeliyiz ona. Gelininin de bir başka annenin kızı olduğunu hatırlasa, aynen kızına yaptığı empatiyi ve dahi hoşgörüyü ona da gösterse inanın haleti ruhiyesi bir başka güzel olurdu bu hanımefendinin... Ve oldukça da huzurlu bir yaşam sürerdi muhtemelen.

Oysa bazı insanlar bahtsız olmaya öylesine isteklidir ki, onu yarı yolda karşılamaya koşarlar. Şikâyet ederler, abartırlar, olumsuza dair ne varsa düşünürler. Öylesine alışmışlardır ki sürekli söylenip homurdanmaya, fırsat kapılarını çalsa bile " gürültü yapıyorsun."derler. Şikâyet edecek ya, alışmış ya, eleştirmesi gerekli öyle ya...

Yağmur yağdıktan sonra mis gibi kokar toprak. Ve belli süre sonra, toprağın üzerinde yağmurun ilerleyeceği kanallar oluşur, ince ince. Sonraları her yağmur yağdığında sular kendi yolunu bulur ve hep bu kanallardan akar. Su akmış yolunu bulmuştur, düzen oturmuştur. İşte beynimiz de de bu tür yağmur kanalları misali kanallar vardır. Aslında herkesin beynine aynı yağmur yağar fakat ayrı kanallara gider... Mutluysa insan, bütün dünyanın daha güzel göründüğünü hisseder. Oysa bakış açısı dışında gerçekte hiçbir şey değişmemiştir. Güzellik görenin gözünde, yüreğindedir.

Doğaya bakın, ama gerçekten bakın. Durun, düşünün, anlamaya çalışın. Görün...

Şimdiye kadar hiçbir kuş, komşusundan daha çok sayıda yuva yapmaya uğraşmadı; şimdiye dek hiçbir tilki, saklanacak tek bir deliği olduğu için üzülmedi, depresyona girmedi. Şimdiye kadar hiçbir sincap, bir kış yerine iki kış yetecek kadar ceviz toplayıp saklamadığı için endişeden ölmedi. Ve hiçbir köpek, yaşlılık yılları için birikmiş kemiği olmadığı gerçeği üzerine uykusuz geceler geçirmedi...

Mutluluğun kelebek gibi olduğunu anladılar zira, hayvanlar alemi bile.

Mutluluk denen şey, ne kadar çok kovalarsanız kaçar sizden, ama dikkatinizi başka yöne çevirirseniz gelip omzunuza konuverir yavaşça.

Derler ki bir ülkede, bir mezarlık girişinde yazılı tabela çok manidardır.

"Bu mezarlık, hayatta iken, dünyanın ancak kendileri dümende bulunduğu müddetçe yürüyeceğine inanmış insanlarla doludur. Onlar dünyayı çoktan terk ettiler, fakat dünya hala yürümeye devam ediyor." İbretlik.

Dünya dönüyor, vakti gelen bu döngüden çıkıyor sessizce...

'Yaşamı olduğu gibi kabul etmelisiniz. Ancak kabul edilebilir hale gelmesi için de çaba göstermelisiniz' diye okumuştum bir kitapta.

Ve bir söz fısıldıyor rüzgar kulağıma;

Bir pabuç gibidir yaşam, eğer ayağına uyduramazsan da bütün ömrün ahh! Off! Çekmekle geçer...

Yaşam adına en uygun pabucu giyebilmek ümidiyle...