Yalnızlık

Hatice Kösecik 20 Haziran 2019 Perşembe, 07:30

Nedir bilir misin yalnızlık? Çevrende, ailende, yatağında bile yalnız olmak? Asıl yalnızlık, sana kendini yalnız hissettirme konusunda ustalaşmış insanlarla yaşamandır. Suya sabuna dokunmadan, hayatına dokunmadan, neler yaşıyorsun iç aleminde diye düşünemeden, aynı odada olup da ruhu uzaklarda olanlar var ya...

Bana, eşimin yüzüme sevgiyle bakarak söz söylemesini özledim diyen henüz bir yıllık evli Ayşe'yi hatırlatıyor yüreğim. Bağımlı, oyun bağımlısı doktor bir koca. Evin neşesi çocuk, ve sevecen naif bir eş. Ayşe. "Ne hayallerle evlendim çocukluk sevdamla, ne çok heves etmiştim, birbirimizi çok sevecektik. Anlayacaktık, kalpten dinleyecektik, dilimizin dönmediğini kalben duyacaktık...Söz verdik, söz aldık, annemlere rağmen, olmaz bu adamla demelerine rağmen, evlendik. Oldu dedim, olacak dedim, iyi olur dedim, değiştiririm onu dedim. Dememeliydim, kesin konuşmamalıydım, inanmamalıydım kendime, onu değiştirebileceğime. Bir bağımlı, oyun bağımlısı, internet bağımlısı nedir ki, evlenince düzelir dememeliydim..."

-Çok sürmedi doktor hanım, hemen anladım, yandımdedim, yanlış oldu dedim. Kapıyı açıyorum hevesle, elinde telefon yüzüme bile bakmadan içeri geçen bir adam. Hadi diyorum belki çok acildi, bir iki derken görmek istemediğimi görüyorum. Saklanan gerçeği apaçık görüyorum, evlendiğim adam bağımlı,  yanlış olduğunu bile bile telefonunu elinden bırakamıyor, itiraf ediyor, özür diliyor, belki bir iki gün, tekrar aynısı yaşanıyor. Dönüp duruyoruz aynı yerde, ızdırap bu benim için. Sabahlara kadar oynuyor, oturuyor, yemeğini  hızla yiyor ki vakit geçmesin, iki kelime etmeden ekran başına koşuyor. Ailesine danışıyorum, annesine. O öyleydi zaten cevabını alınca dünyam yıkıldı sanıyorum. Gözüm önünde canlanıyor manzara, iki üç çocuktan ibaret, yalnızlık kokan bir ev...

Alışmam gerekirse alışayım, tamam çocuğumu tek büyüteyim, o yatsın kalksın işe zorla gitsin ve oyun oynasın. Dünyamız bundan ibaret. Ne seven var ne de sevilen. Koşarcasına günler geçerken, ömürden giderken, değer mi demeye başladım, değdi mi? Ne yapmalıyım bilemiyorum? Ne yapmalı ki Ayşe? Çaresiz, iletişimsiz, görünürde sevimli bir yuva var, oysa ardında acı gerçekler...

Kulağımda İngilizce çevirmeni, erken yaşında demans tanısı konan hastamın çığlığı... "Babam bana vursaydı da keşke küsmeseydi." Yanlış yaptığımda iki yıl benimle konuşmayan babamdır beni en çok üzen. Unutuyorum, bilmiyorum, hatırlamıyorum diyen aslında untmayan lakin unutmak isteyen, kendini oyuna veren, oyun bağımlısı olan ve süreçte bakım evine demans tanısıyla yatırılan, kendine bakamayacak duruma düşen Kerim bey. Ne kadar etkilenmiş ki çocuk kalbiyle, hatırladığında içi sızlayan, keşke dövseydi de benimle öyle iletişim kursaydı diyen hastam. Çareyi unutmakta, aslında unuttuğunu beynine kodlamakta bulmuş. Kendini verdiği bilgisayar ve oyun ortamı, sanal alemdeki kimseyle yüz yüze iletişim kurmamanın verdiği rahatlıkla beraber tavan yapmış. Belki de okula gittiği sekiz saat dışındaki tüm vaktini geçirdiği bilgisayar esir almış onu. Algısı, iletişim becerisi, günlük hayattaki işleri bozulmuş, yalnızlık ve ekran sonucu hastanede açmış gözlerini...

Bunlar günlük hayattan bizim insanımız, bizler gibiler. Bir evin içinde neler yaşanır bilemeyiz, dışarıdan göründüğü gibi olmaz her zaman. Aynı odada olup da kendini yapayalnız hissedenler yok mu sizce? Öyle çok ki, belki de binlerce. Hadi evlendin diyelim,  erkek olsun kadın olsun. Eğer iki kalp bir olmayı beceremezse, aynı evin içinde bile mesajla konuşursa, kadının işi ne, çekip çevirsin ev işlerini, baksın çocuğa diyip de ihmal ederse, erkek değil mi çalışsın para getirsin de nasıl getirirse getirsin derse, ruha hitap edemeden, kalbinden geleni dinleyemeden, gözü kapalı yaşanırsa o çatı altında. Düşünü nasıl olur o evin hali? Ne hale gelir o yalnız kaldığını, yapayalnız olduğunu hisseden kalbin sahibi?

İşte tam da böyle hisseder, Ayşe hanım gibi dertlenip çare arar ya da çeker arabasını gider. Ya der ki, "kol kırılır yen içinde kalır, sabret." Ya da..

Belki de  onlar kendini yalnız hissettiren insanlarla yaşamayı öğrenecekler, belki de onlar da başkalarına yalnızlık hissini öğretecekler, belki de sessiz sedasız geçecekler bu dünyadan, kabul edecekler, susacaklar ya da haykıracaklar kalp sızılarını...

Her ne olursa olsun bir yerlerde yaşam böylesi devam edecek, böylesi yalnızlıklar yaşanacak, kabul ediş veya red ediş sonucu tükenecek ömür sermayesi...

Dedik ya en zoru da  kendini sana yalnız hissettiren insanla yaşayabilmek...