Varlık da imtihandır

Hatice Kösecik 13 Şubat 2020 Perşembe, 06:02

- En çok istediğin şey nedir bu hayatta?

-Hayatta kalmak!

Küçük kafasında kocaman kocaman açılmış gözleriyle cevap verdi bana. Yedi yaşındaydı ve tek istediği şey hayatta kalmaktı. Belki ben oyuncak, araba, tabanca istemesini beklerdim. Oysa o 'hayatta kalmak' istedi.

Bahsi geçen sevimli küçük arkadaş yedi yaşındaydı ve davranış bozukluğuna ilaveten tikleri başlamıştı. Sebep yok gibi görünüyordu, oysa derinlerde onu hırpalayan bir şey vardı muhakkak.

Son iki yıldan beri gitmedikleri doktor, çalmadıkları kapı kalmamıştı. Yani onların anlattığı kadarıyla bilebiliyordum ama şimdi düşünüp geriye bakınca onların da farklı kanallara başvurmuş olabileceğini daha iyi anladım.

Çünkü çocuk hem tıbbi tedavi hem de hocalık olarak görülüyordu. Tabi ki çevrenin teşhisiydi.

Bu size sözünü ettiğim vaka üç yıl önceydi. Ve o zamanlar bilinçaltı temizleme şirketleri henüz uyanmamıştı. Ya da insanımız bu denli rağbet göstermiyordu.

Ne değişti son yıllarda, bakıyorum, anlamaya çalışıyorum. İnsan aynı insan, belki biraz daha varlık arttı. Bilgi imtihanımız oldu. Her şeyi bilmek, her an elinin altında sorabileceğin bir Google amca olmak hem iyi hem de tehlikeliydi. Hastalık mı aradın yaz sana söylesin, ama doğru ama yanlış. Mutlaka bir bilgi vardır, araştırmadan hazır eline gelen, okuyanı alim yapan bilgi. Ne çok bilge cahiller türedi son zamanlarda. Artık hiçbir şeyin saklısı gizlisi yok. Varlığın da büyük bir sınav olduğunu anlar olduk. Ne değerliydi önceden siyah beyaz televizyonlar. Kim aldıysa abartılarak ona gidilmeye devam edilirdi. Nezaketten olsa gerek, yine çaylar yapılır, hep beraber oturulur, o büyülü ekranın karşısında hipnotize olunurdu. Samimiyet vardı, iletişim daha çoktu, vefa da öyle.

Ne oldu ki, ne oldu da çocuklarımız ellerinde tablet oynarken hayatta kalma savaşı verir oldu. Bir zamanlar sadece karşısına geçip baktığımız büyülü ekran şimdi ceplere girdi. Tabii çocukların da hem başucuna kondu, hem de ellerine verildi. Sonra, sonrası malum. Önceleri iyiydi, çocuklar ve hatta bebekler bile ne güzel reklam seyrediyordu, anneler de tüm işlerini yapıyordu! Zavallı körpe beyin, televizyon karşısında ağzı açık hipnoz edilirken, şimdileri altı aylık bebeler bile parmaklarıyla ekrana dokunur oldular. İşte tam da bu arada, hiperaktivite bozukluğu diye bilinen hastalık ünlü oldu. Benim küçük hastam annesi babası onu odasına gönderip, kendileri korku filmi seyrederken, kapı aralığından izledi onları. Çünkü korkuyordu, çünkü sesler vardı, çünkü yatağının altında olabilirdi oyundaki çirkin adamlar. Çünkü o çocuktu, ilgi de beklerdi sevgi de. Haklıydı da, ama anne baba da beraber olmak, korku filmi seyretmek istiyordu. Ee onlar da belki gerilmek istiyordu, deşarj olma stilleri buydu. Ama unuttukları bir şey vardı, ebeveynliğin teneffüsü bile sınırlıydı.

Ne mi yaptık bu küçük adama? Onu dinledik öncelikle, sonuna kadar, ne anlatmak ne yapmak istiyorsa söz verdik ona. Değişik yüzlerin odasında yatağının altında yaşadığını söyledi bize. Uyumak istemiyordu bu yüzden. Ve göz diye bir oyun oynadığını ağzından aldık. Ama bu oyun değil onun yaşına göre büyüklere bile fazlaydı. Hayatının odağında KORKU vardı ve korkuyla beslediği hayalleri. Peşinden eline koluna hakim olamama durumu. Kimde ne görürse tekraralama hissi. Tikler, anlamsız sürekli tekrar eden istemsiz kas hareketleri. Ve biri bitiyor diğeri başlıyordu. O kadar da inatçı. Sert bir babası daha yumuşak bir annesi var. Ve her istediği yapılan bir küçük bey.

Onunla oyunlar oynamaya başladık, yavaşça, ona hitap ederek. Önce onun güvenini kazandık, sonra anlatmasını ve ardından gelen rahatlamayı deneyimledik. Bu arada izin verdiği ölçüde akupunktur, akuprössör, red laserle nokta uyarımı yaptık. Aileye gerekli bilgileri verdik. Önce kaygısı hafiflemeye başlayan minik hastamız bize uzun süre haftada bir olarak gelmeye devam etti.

Ailesinin ifadesine göre, hareketlerinde belirgin bir iyileşme olan hastamızda oynadığı oyunlar ve tablet üzerinde de denetimler koyduk.

Alabilecek en iyi sonucu aldık diyebilirim. Gerisi aileye ve çocuğa kaldı tabi ki. Şu anda ortaokula gidiyor ve oldukça da keyifli.

Evet varlık da büyük imtihan, hem de en büyüğünden...