Üzülme

Hatice Kösecik 16 Ağustos 2018 Perşembe, 06:39

Bir büyük şöyle der;

"Hayat kısadır, onu endişe, keder ve üzüntü ile kısaltmayın. Hepimiz yolcuyuz. Hiçbir dert, dünyaya gelirken beraberimizde gelmedi. Bizimle beraber de gitmeyecek."

Aslında üzüntü, negatif varlığın en sevdiği şeydir.

İnsanoğlunun yolunu yarım bırakması ve devam ettiği şeyi, işini, gücünü, uğraşını durdurması için üzülmesini ister. Mümin üzülürken sevincinden kabına sığamaz o, başarmıştır, görev tamamdır kendisi tarafından. Çok sevimli gelir ona üzgün insan, kederli kişi.

İbnü'l Kayyum'un da dediği gibi:

"Hüzün; kalbi zayıflatır, azmi kırar, iradeye zarar verir."

Rabbimiz de bize; "Gevşemeyin ve üzülmeyin." diyor. Ve başka bir sözünde de;" onlar için korku yoktur onlar üzülmezler de" derken aslında apaçık mesaj veriyor kullarına.

Demek ki, üzüntü yaramıyor yaratılana. Hele sürekli olması, endişeli bir yapı fayda vermediği gibi türlü hastalıklara da davetiye çıkarıyor.

Sevgili Peygamberimiz( sav) de, " Allah'ım üzüntü ve endişeden sana sığınırım." Derken, bizim bunu bilerek sanki dünyayı sırtımızda bizler taşıyacakmışız tarzında davranmamızın anlamı var mıdır sizce?

Dünya bizi sırtında taşımak üzere, planlanmıştır, bizim onu sırtlanmamız ne manidardır öyle değil mi?

Günlük işlerimizi yaparken çoğumuz, yaptığımız işlerin içinde kaybolmakta pek de zorluk çekmeyiz. Dikkat edin işten sonraki saatler tehlikelidir. Tam dinlenip, mutlu olacağımızı sandığımız sırada, feraha erdiğimiz sandığımız vakitte, üzüntünün gri bulutları toplanır başımıza. Tam da o zaman yaşamda nereye doğru gittiğimizi, doğru yerde olup olmadığımızı, huzuru içimizde duyumsadığımızı ya da gerçekten ne istediğimizi sorgulamaya başlarız.

Boş kaldığımız sırada zihnimizin bir vakuma dönüştüğünü hissederiz. Doğa sevmez vakumu, aynı kırdığın bir elektrik ampulünün içi gibi. Ampülü kırarsın, hava içeri dolar, doğa içeri hava iter ve de teorik olarak boş yeri doldurur.

Doğa içi boş olan zihinleri de doldurur. Ne ile doldurur dersiniz?

Tabi ki duygularla. Neden acaba?

Çünkü üzüntü, korku, kıskançlık, endişe, hırs gibi duygular öyle saldırgandır öyle de açlardır ki, zihnimizdeki bütün huzurlu ve mutlu duygu ve düşüncelerin yerini almak isterler.

Üzüntü insanı meşgulken rahatsız etmez, günlük işlerinizin bitmesini bekler. İşin bitmesi demek hayal gücünün çalışması ve de bazen en küçük şeyleri bile büyütmek demek.

Aynen bozuk bir motor gibi. Hızla çalışır, parçalarını yıkar, hatta kendisi parçalanır, imha olur.

Sözün özü üzüntüyle baş edebilmenin en etkili yolu; kendinizi yapıcı bir işe vermenizdir.

George Bernard Shaw;" üzgün olabilmenin sırrı, mutlu olup olmadığını düşünecek kadar vakte sahip olmaktır." Derken haklıydı. Eğer varsa boş vaktimiz ve de kuruyorsak kafamızda hasta olmaya adım atarız yavaşça. Hep dediğimiz gibi, beynimize ne verirsek, onu alır.

İyiyi verirsek iyiyi, güzeli verirsek güzeli. Sormaz, sorgulamaz, hesap yapmaz, sadece alır. Sadece söylenileni algılar, öyle de davranır. Mutluymuş gibi gülümserseniz belli bir süre gerçekten de içinizin, duygularınızın değişmeye başladığını fark edersiniz.

Hemen işe koyulma vakti geldi o zaman.

Kanımızın dolaşmaya, zihnimizin çalışmaya başlamasına izin verelim.

Denemeye değer, çok geçmeden göreceksiniz ki, bedeninizdeki bu olumlu hayat işareti, üzüntüyü zihnimizden uzaklaştıracaktır. Meşgul olup meşgul kalalım ki acılar yutmadan insanoğlunu hareketler içinde yaşayıp gidelim bir yudum umutla.

Bir yudum huzurla...