Tuhaf tedavi

Hatice Kösecik 21 Mart 2019 Perşembe, 07:07

Oğlunuzun tedavisi bizde. Hiiiç merak etmeyin siz, dedi tuhaf giyimli adam. Tuhaf bir giysisi vardı onun, gözünde de kara gözlük. Huylandım ama çocuğum için, belki bir çare olur diye sustum. Geçtim oturdum, yirmi yaşındaki oğlum ve hanımımla. Bir oda, tıklım tıklım dolu, insan nefesiyle ısınmış. Kimi uyuyor bir köşede, kimi de koltuğa kıvrılmış bekliyor. Neyi mi? Kimi mi? Bilmem ki, herhalde içeri alınmayı bekliyorlar.

Hadi hayırlısı...

-Nereden buldun oğlum ya bu  adamları, in midir cin midir belli değil. Hiç de gözüm tutmadı hani.

-İnternetten dedim ya baba. Çok yorum vardı haklarında, araştırdım biraz. Benim gibi şikayetleri olanları iyileştirmiş...

Geldiğimiz yer, 'her derde derman' adlı bir siteden oğlumun bulduğu bir yerdi. Sırf belki iyi olur diye, üç yıl önce parayı peşin ödedik de gittik biz doktor hanım. Ama içeri girer girmez de anladım, boş yere geldiğimizi, boş olduklarını. O zamanın parasıyla soyulduk diyebilirim sana. Para peşin, kırmızı meşin dedi adamlar. Oğlanı aldı bir odaya kocaman bir kadın, sanırsın gardiyan. Ben de odaya girmek için davranınca, tuttu itti göğsümden, "Sen bekle." dedi. Önce bir görsün Derman hoca. Sustum, sindim kapının önündeki koltuğa. Önce bir patırtı koptu, sandım sandalye devrildi. Sonra bir de şappp diye garip bir ses. Eyvah dedim, gitti oğlan. Dövüyorlar. Hızla kalktım, açtım kapıyı. Ortada sandalye, kenarda bir baston. Bir bastona bir de bizim evlada baktım, yandı içim. Anladım ki Osmanlı tokadıyla da bastonu destekledi hoca bozuntusu. Ohhh olsun bana, ohhh olsun oğluma. Böyle ne idüğü bilinmez yerlere gelirsen olacağı buydu. En az zararla nasıl çıkarsın ona bak Mehmet Efendi dedim kendime. Faka bastın, oltaya takıldın, umut tacirlerinin eline düştün işte.

-Sonuçta çıktınız bir şekilde anlaşılan. Bakın Mehmet Bey, anlamışsın zaten, hem tıbbın hem inancının düşmanıdır bunlar. Yalan söyler, ayaküstü soyarlar insanı. Hem hastasın derler sana sanki çok teşhis edebilme yetileri varmış gibi, hem de üç harfliler bulaşmış mutlaka bizim nefesimize ihtiyaç var, çare bende derler de  bağlarlar seni. Utanmadan yalana yalan katarlar hasta olduğuna inandırırlar geleni, ve özellikle de büyü yapıldığına inandırılar. Eeee gelen de sanki bekler hani, hazırlıklıdır. Bekler ki;" Sana büyü yapılmış, çözmek lazım, kayınvalide, görümce, kocan, karın yapmış" desinler de derdimin sebebi belli olsun.

İşte yolu onlardan geçenler, eğer ki inanırsa, inanmak isterse işte o zaman başlar insanın yıkımı. Ailenin tarumar edilişini izlersin için yanarak, "inanma, doğru değil" desen de iş işten geçer çoğu zaman. Zira kişi duymak istediğini duyabileceği yere gitmiştir. Kendi ruhani, fiziki, bedeni işaretleri hep bir dış güçler olarak algılar. Ayağı takılır, "göz" der, kocası bağırır 'büyü' der, annesi darılır, 'her şey de beni bulur, ne bahtı karayım.'der, der de der... Bitmez bu demekler, kişi rahatsız olduğu her konuda bir suçlu arar. Oysa kendine dönüp bakıp, gönlünü dinlese, kalp denilen o muhteşem yapısını anlamaya çalışsa bilecek ki suçlu yok, görecek ki algılama sorunu var. Kılıf uydurma ve inanma sorunu var, suçlu arama, detektiflik oynama içgüdüsü var. Çünkü kendisi mükemmel, o iyi, herkes kötü. Onu hasta ettiler. Edenler utansın...

Bunlar tedavi değil, insanı hasta edip sonradan enkaz haline getirme çabaları. Ve var bu türden yapılanmalar, ister hoca deyin, ister koç deyin, ister kişisel gelişim deyin. Lütfen gittiğiniz yerin neresi olduğuna dikkat edin. Görünen ardında görünemeyen olduğunu, buz dağının altının çoook derin olması gerektiğini bilin. Ne kimse sizin duygularınızla oynama hakkına sahip ne de sizi hasta etmeye, unutmayın...