Suçlu mu yoksa haklı mısın?

Hatice Kösecik 18 Temmuz 2019 Perşembe, 07:30

Yaralı bir kalp der ki;

Öyle karakterler vardır ki; şaşar kalırsınız. Karıştırır da senin içini dışını ruhun duymaz. Yapıştırır damgayı anlamazsın, bir uyaran verir çekilir kenara, seyreyler eserini. Ok yaydan çıkmıştır artık, fitne kol gezer etrafında. Oysa sadece bir kelime etmiştir, gayet sakin gayet sessiz. Ona göre küçücük bir detaydır belki ama kazan kaynatmaya yetecek kadar büyüktür senin için. Anlamazsın, ne oluyor yahu diyemeden hedef haline geliverirsin. Sesin çıksa, yüksek sesle konuştuğun için haksız konumuna düşersin, dışlanırsın, ötelenirsin. Yanar için de anlatamazsın kendini, zira sen henüz iki kelam edemeden, suçlu ilan edilirsin.

     Tıpkı birbirine uzak kalmış kardeşlerde olduğu gibi. Tıpkı, çocuklar arasında ayrım yaptığı zannedilen anne babanın hali gibi. Tıpkı, tipik evlilikler gibi. İstediğiniz kadar çoğaltın örnekleri. İnsanlık halleri diyin, ismin halleri diyin, geçmiş zaman diyin. İnsanın olduğu her yerde yanlış anlaşılma vardır, olacaktır da. Olmaması gereken kavgadır, gürültüdür, namert tavırlardır. Bir şeye sebep olup da hiçbir şey olmamış gibi davranmak, övülmesi gereken bir huy değildir. Patalojiktir. İnsan kullanmadır bunun adı, ayıptır, günahtır belki de bilemem ama bildiğim o ki bencilliktir diğer adı. Tedavi edilmesi gereken nefsin hastalıklarından birisidir.

Kocasının kendini anlamadığını söyleyerek danışmaya gelen öyle çok kadın var ki. Niye hep anlaşılma çabası gösteren çoğunlukla kadın? Genel gözlemimdir bu,  beyler alınmasın lütfen. Neyi eksik bırakıyor da kadın bu denli yalnız, hayata öfkeli, yorgun, bitkin, kafası karışık? Nerede bir aile içi iletişim semineri görse koşa koşa gider, nerede bir eğitim olsa gider alır, öğrenir. Tamam ama ortada bir suçlu varsa bu durum sadece tek taraflı mıdır? Sadece kadın mıdır sıkıntılı olan, derdi olan. Sadece anne olan mı görür yolunda gidemeyen yuvayı. Bir şeylerin ters gittiğini. Öyle ki, bu çiftler eş olarak birbirlerini seçerken tozpembe gördükleri çevre şimdi ne olur da kararır. Nasıl bir kasvet ortamı oluşur da aile denilen kavram sıkıntıya düşer. Ya da bunu tek kişi mi farkediyordu da bir şeyler yapma çabası içine giriyordu. Psikiyatristler, psikologlar, aile danışmanları daha çok neden kadın hasta alıyordu acaba? Sorun hep kadında mıydı? Ayrıntıya takılan kadın, düzenli olalım diyen kadın, çocukları toparlayan kadın, çalışsa bile ev işlerinden öncelikle sorumlu olan kadın. Nereye kadar yük yüklenebilir ki kadın, nereye kadar dayanabilir ki? Bir kişi tüm sorumluluğu alıp da götüremez, diğerleri de o zaten bunları yapıyor diye kabullenemez. Yar olur iyi insan, yük olamaz. İşte bazı anlar gelir ki fazla gelir yükler, taşıyamaz kişi. Ağzına geleni, aklından geçeni, iyi kötü demeden de döküverir, tüm vücudu sinyal verir, hastalıklar fırsat bulur. Gelsin depresyon, tansiyon, stres, migren... Tükenmişlik  sendromuna hoş geldin der kişi. Artık bitkindir, hiçbir ümidi yoktur, moral dersen sıfırdır. Ne çocuklara, ne kendisine ne de evine yararı dokunur.

 Sonra hastane serüveni başlar bir yandan, diğer yandan sonu gelmeyen randevular...

      Belki çok da abarttın diyebilirsiniz. Olduğu gibi gerçeği özellikle de hanımların yaşadıkları tabloyu koydum ortaya. Bazen de erkekler de düşebilse de bu duruma, çoğunluk yüzdesi hanımların, birincilik onların yani.

     Yanlış anlaşılmaların, anlamadan konuşmaların, dinlemeden cevap vermelerin sonu, ister depresyon deyin adına ister stres, fazla yük binmelerin sonucudur bu haller. İnsandır bunun adı, insanlık halidir bu haller. Ama tedavi edilmesi gereken vakitte de ihmal edilmemelidir insan. Ne kadın ne de erkek, sağlığını yok sayamaz.  Kalp ihmale gelmez, insan ince ayrıntılarda kaybolamaz. Su akar yolunu bulur, sadece biraz sabırla, öfkenin esiri olmadan, kalben dinleyerek kalbini anlamaya çalışarak devam ederse insan; düzelecektir gözde büyütülenler...

     Hele bir de kalbine mukabil bir kalp bulduysa kişi, yaralar itinayla sarılacaktır.