Sakura Ağacı

Hatice Kösecik 07 Ocak 2019 Pazartesi, 07:13

Japonların Sakura -Bahar festivalleri olurmuş. Sakura Ağacı, özel bir ağaç. Kiraz çiçeği demek Türkçe'de. Meyve vermez, sadece açar. Sakura Zensen; kiraz çiçeklerinin açması demek. Öyle güzellerdir ki açtıklarında büyüleyici bir hayal alemini gözler önüne sererler, tıpkı bir masaldaymış gibi. Ancak güzelliklerinden daha fazla bir şeyler vardır bu çiçeklerde...

Hayatın mucizesini anlatıyormuşçasına.

Çiçekleri makbuldür, ağır ağır açar ama çok çabuk da dökülür. Öyle ki, hem hayatın başlangıcını müjdeler, hem de kaçınılmaz sonunu simgeler. Edebiyatta, ölüm ile yaşamın birlikteliğini ifade eder.

Öyle ya, zıtlıklar yaşamın her anında birliktedir; Siyah ve beyaz gibi, güzel ve çirkin, iyi ve kötü gibi, yaşam ile ölüm gibi.

Kiraz çiçekleri en güzel çağlarında daha solamadan, solmadan direk olarak yere düşerler. Samuray tarzı yaşamı benimsemiş olan Japonlarda savaşçıları için,  olası bir savaşta her an ölümü akıllarına getirmekte ve derin anlam ifade etmektedir dökülen tazecik çiçekler. Hem üstün güzellik hem de hızlı şekilde ölmek bu şekilde sembolize edilmiş bir nevi.

Hem çok güzel hem de hüzünlüdür Sakura ağacı. Ölümle yaşam arasında bir tefekkür sebebidir bazıları için. Japonlar festivallerinde orada oturup 10 gün içinde daha solmadan dökülen bu çiçeklere bakıp tefekkür ederlermiş, hayata dair.

Yeryüzünde herhangi bir şey her şeyin yaşamını anlatabilir, hayat döngüsünden bahsedebilir biz yaşayanlara. Bir ağaç, otlar, hayvanlar, avlanan kedi, kuşlar... Bakıp da görebildiğim her şey, ve göremediklerimiz. Bazen de hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Tıkanır bazen birşeyler gitmez ya, o bile anlatır sana döngüyü, yaşama dair. Bir şeye yaklaşmak ve uzun süre o yerde durup ona bakmak sanki gözdeki ilk perdeyi kaldırıverir. Düşünmeye davet edilen eşrefi mahlukat, hayata getirilmesinin ve vakit dolunca da çağırılmasının sebebini idrak edebilir zamanla. Dün beraber olduğunun haberi gelir sabahın erken saatinde, tamam olmuştur, bırak gel denmiştir sevdiğine. Veee yanına hiçbir şey alamazsın, izin yoktur, gidersin öylece, geride bıraktıkların gözü yaşlı, sen işini bitirmenin verdiği hazla gidersin, usulca...

Sevgili Sakura ağacı, öylesine güzelken nasıl böylesi bir his bıraktın ki içlerde? Hem ölümü çağırdın hem doyasıya yaşamın tadını hissettirdin duyarlı kalplere...

* * *

Mevlana hazretlerinin bir sözü gelir aklıma sık sık," duyduklarınız ya da gördükleriniz gerçek olsa da hakikat olmayabilir. Bir kişi ya da olay hakkında hakikati bilmeden bir kanıya varmak, hüküm vermek zulümdür. Hakikati bilmek için bırakın bize bir başkası tarafından söyleneni; kulağımızla duyduklarımızı ve dahi gözümüzle gördüklerimizi bile tahkik etmemiz lazım...

İnsanoğlu dünyayı zapt eder ama 'ağzını' zapt edemez..."

Öyle ya ağzını zapt edemez insan, şu kısacık zamanda, gideceğini bile bile hırsa kapılır, unutur her bir şeyi. Değer mi gelimli gidimli dünya için, değer mi kuyular kazmaya, değer mi kavgaya?

Kendini ve dostunu anlayabilmen için bir formül gelir uzaklardan, büyüklerden.

"Kişinin aklını denemek istediğinde, onun yanında birini öv ve ne diyeceğine bak. Şayet onun "Onu tanırım, onun şöyle kötülükleri, böyle fenalıkları vardır." Diyerek onu kötülemeye çalıştığını görürsen, anla ki onun içi altüst olmuş bir viranedir, onda irfan ve marifet yoktur. Fakat anlatılan kişiyi kötülemek yerine onun iyiliklerini söyler veya onun kusurları dile getirildiğinde bunu güzel bir yorumla yorumlayarak, " Belki yanılmıştır veya o konuda geçerli bir özürü ya da gerekçesi vardır." Gibi sözlerle adı geçenin kusurlarını örtmeye çalıştığını görürsen de bil ki, onun içi şen, sağlam ve bakımlıdır, o irfan ve marifet sahibidir."

İrfan sahibi dostlarla hayatı okuyabilmek dileğiyle...